content top

SEVGİYE YER KALMADI MI?

ImageShack

Uzakdoğu’da bir Budist tapınağında geçmiş bir olayı anımsadım. Bu tapınak bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu ve burada geçerli olan incelik,anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, kapıda tokmak ya da çan, zil türünden ses çıkaran bir gereç yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı,içerdeki “bilgelik arayıcısı” kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.

Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.

İçerdeki bir süre kayboldu,sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve kabı yabancıya uzattı. Bu “Yeni bir aracıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz” demekti.

Yabancı tapınağın bahçesine döndü,aldığı bir gül yaprağını dolu kabın içindeki suyun üzerine bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.

İçerdeki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.

Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardır.

Devamı

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !

gzyaif5.jpg

    Adam genç kadına seslendi:
    – Bana gözyaşı borcun var!Genç kadın sordu:
    – Nasıl öderim?Adam gözlerini kırptı;
    – Haydi gülümse!
Devamı

Yıldızlarda kayar

Karanlık gecelerin yıldızı sensin
Hep beni bekletip hep söyletirsin
Hep yalan yeminler
Hep yalan sözler
Bir gün gerçek olup gelemez misin

Devamı

Narlı bahçe sokağı

Nihat GENÇ
gün boyu top oynuyor, terliyor, hasır iskemleler, domates kasaları üzerine oturuyor, dibi ısırgan otlarıyla dolu mahalle duvarına sırtımızı veriyorduk. karşıda bizans sarısına boyanmış duvarlarla çevrilmiş kocaman bir gemi gibi tekel binası, üst katın geniş pencerelerine tütün gazından zehirlenmiş işci kadınlar doluşmuş. uzun uzun esiyor rüzgar, her öğle sonrası, erik reçeli kadar küçük, tatlı kız kardeşiyle bir kız geçiyordu. elma içi yüzünün teni, yaklaştıkça kız, mahallenin çocukları iskemlelerinde doğruluyor, hayranlık akşama kadar dedikodusunu yapıyorlar. omzuna tutturulmuş uzun yırtmaçlı entarisi, essiz çıplak kolları. duru kalçaları, sakin bakışlarıyla hiçbirimizle ilgilenmiyor. kusursuz göğsü çepcevre açık, daha fazla bakmaya utanıyorum. her gün mahalleden bir çocuk ara sokaklara kadar peşinden gidiyor, hüsranla dönüyordu. şansını denemeyen kalmamıştı.

Devamı

Sancı Yılanı ( Öykü Mehmet ATİLLA )

“Bilgi Yayın Evi 2002 Öykü ödülü”

Cumali Nişancı için…
Adı, uzun uzun yankılandı koridorda. Sonra bir daha bağırdılar. Loş ve soğuk koridor, gittikçe yaklaşan bu sesi beyaz lambalarını bir vantuz gibi kullanarak çekti içine. Tavandaki balast inlemeleri bile kesildi birkaç saniye ve herkes sustu. Yaşam gecenin ıssızlığında akmakta olan yapışkan bir sıvıydı artık. Hücredekilerin her yerine sıvanıyordu ağır ağır. Bazı hareketleri zorlaştıracak kadar… Ayağa kalkmayı ve yürümeyi…

Devamı

Keletir’in Kahvesi ( ÖYKÜ )

Işıklar kesilmeseydi eğer, abimin havaya kalkan eli öyle yarı yolda kalmayacak ve masanın ortasında yükselen sarı renkli taş kulesine yumuşak bir iniş yaptıktan sonra, belki de aradığı taşı bularak yerine dönecekti. Ama olmadı. Hepimiz karanlık bir boşluğa düştük birdenbire. Soluk alış verişlerimiz bile değişti. Oysa ben de en az abim kadar heyecanla bekliyor, kalın ve biçimli parmaklarının arasında yokladıktan sonra, yavru bir ahtapot gibi ıstakaya çarpacak olduğu taşı görmek için sabırsızlanıyordum.

Devamı

BİR YAZ GECESİNİN SABAHI ( ÖYKÜ )

BİR YAZ GECESİNİN SABAHI

Bir yaz gecesinin ortasında ayakta duruyordu; kentin iyice sönükleşen ışıklarının, uzak yıldızlar gibi görünmeye başladığı saatlerde… Önce derin bir soluk çekti karanlıktan. Ciğerleri yanıncaya kadar içinde tuttuktan sonra birden fırlattı boşluğa; tükürürcesine… Göğsünde kocaman bir delik oluştu sanki. Simsiyah bir serinlik! Az ötede uzanan raylara baktı. Sarı bir ışığın, nereden geldiyse yansıyıp sıçradığı raylara…

Devamı

USTACA BİR ÖLÜM ( ÖYKÜ )

I.
Volkan Usta’nın tornası o gün akşama değin sustu. Çıraklar, duvarın kenarında yeşil örtülü bir tabut gibi uzanan o yapayalnız makinenin çevresinde dolaşmaktan gün boyu kaçındılar.
Ama gerçeğin kılı hiç kıpırdamadı:
Volkan
Usta
ölmüştü!

Devamı

BEYAZ BİR KARANLIKTA ( ÖYKÜ )

susadım çok susadım
suyu biliyorum yerini de biliyorum su okulun yanında hemen oracıkta bir göze var su orda akıyor her akşam kösnümüş eşekler başına gelip anırıyorlar biliyorum gök gürlemesi gibi anırıyorlar seslerini duyuyorum şimdi bile duyuyorum yoksa gök mü gürlüyor gerçekten ne gök gürlemesi be salak allah yukarıda taşları yuvarlıyor duvar yapıyor galiba ve arkasından yağmur yağdırıyor işte hey hey yağmur yağıyor arap kızı camdan bakıyor teknede hamur bahçede çamur ver allahım ver sicim gibi yağmur gökyüzünden melekler de iniyor babama hep zor sorular soruyorlar hiçbirini bilemiyor babam ve onlar babama kızıyorlar babam korkuyor dışarıya kaçıyor ben de korkuyorum korkuyorum korkuyorum

susadım çok susadım

Devamı

DÖRT TEK BİR ÇİFT ( ÖYKÜ Mehmet ATİLLA )

Mart ayının özlenen güneşi kasabanın en gizli, en kuytu köşelerine ağır ağır sokulmaya başlamıştı ki Virginia otobüsten indi. Bagaja üşüşen o sinir bozucu kalabalığın arasından sıyrılıp birkaç adım öteye çekildi. Karşısında solgun bir kartpostal gibi duran kasabaya baktı uzun uzun. Cırlak sesli satıcılar bile kendilerine gelmemişlerdi henüz. Yarı uykulu gözlerle geziniyorlardı sağda solda; kuşluk sıcağını yedikçe esneyen köpekleri andırarak…

Devamı
Sayfa 1 - 3123
content top
Free Page Rank Tool