Taraf

“imamevine düştüğünde ablacılar seni yaladılar mı anam”

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 29 Mart 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

Biliyorsunuz ülkemiz sahillerine bir motor yanaştı, hani laikperestlerin özlediği uzak ülke varya; tam o ülke moduna uygun bir şekilde..

Motorun kıçında Paris Hilton yazdığı için başlar üstünde taşındı, kepazeliğin bini bir para, ulan eldeki malzeme; salak bir kaşar, hatta eskimeye bile başladı, bu ne tamah, bunun medyada böyle yer alması bu ülkeye ne kattı, bu ülke gençlerinden ne götürdü..

Tam bu motorun kaç beygir olduğuna dair bir şeyler yazayım derken imdadıma Engin abi yetişti, genelde olduğu gibi zülfüyare dokunan güzel bir yazı yazmış.

Son 2 gün içinde bu motorun kıyılarımıza bıraktığı sintineler ile CHEhp’nin yıllar yılı her seçimde kepaze olmasının direkt ilgisi var, bu da benden CHEhp severlere bir kıyak..

Üstüme iyilik sağlık

Paris Hilton ülkemize gelmiş, havaalanı karışmış, trafik tıkanmış, yaralananlar olmuş, yemek yiyeceği lokantada yan masalar karaborsaya düşmüş, falan filan.
Bir güzellik yarışmasında jüri üyeliÄŸi yapacakmış. (Yatırım projesi tartışmaya gelecek deÄŸildi ya…) Kenar mahalle karıları için son derece ilginç bir program.
Bu kadının Türkiye’ye getirilmesi de “büyük bir iletiÅŸim ve pazarlama baÅŸarısı” olarak kabul ediliyor.
Vallahi, böyle “kadın getirenler” vardır bizim piyasada… Fakat kanunda tanımlanan “tedarik” suçuna girmez, o baÅŸka ÅŸey.
Paris’in bir de “kapris listesi” varmış, bütün yıldızlar gibi… AkÅŸam yemeÄŸinde “kobe” bifteÄŸi, karides, ıstakoz ve yengeç, buharda piÅŸmiÅŸ sebzeler… Sabah kahvaltısında mutlaka fıstık ezmesi, hindi göğsü, ince kesilmiÅŸ ballı jambon, Beluga havyarı, ançuez, mayonez, soya sütü, domates çorbası, Red Bull içeceÄŸi ve Grey Goose votka.
Benim emekçi halkım yemeye kuru ekmek… Falan filan tabii. Fakat “ağır işçilerin” çok iyi beslenmeleri gerektiÄŸini de unutmayalım. Paris Hilton çok çalışıyor. Eskiden bu tür “yıldızlar” geldikleri zaman kendilerine sorulan soruların bir “basınımıza özgü dangalaklık standardı” vardı: “BoÄŸaziçi’ni, ÅŸiÅŸ kebabı, rakıyı ve Türk erkeklerini nasıl buldunuz?”
Bu kez, soru soracak magazincilere yasaklar konmuÅŸ: Özel hayatına girilmeyecek, kendisi, arkadaÅŸ çevresi, ailesine yönelik her türlü dedikodu ve asılsız habere cevap vermeyecek (burada cümle düşük), yaÅŸadığı romantik iliÅŸkiler ve “geçmiÅŸte yaÅŸanmış kanuni meselelere” yönelik soru yok!
Yani, “imamevine düştüğünde ablacılar seni yaladılar mı anam” gibi pis zevzeklikler istenmiyor. Bunu bir de belgelemeye, magazincilerden yazılı ve de imzalı “taahhütname” almaya kalkmışlar!
Öyle ağır “cezai ÅŸartlar” da içeriyor ki! “Bunları sormaya kalkandan toplantıyı terk etmesi istenecek ve bir daha da röportaj fırsatı verilmeyecek!” … Vay anam vay… Bittiniz oÄŸlum siz…
Protesto edip hanımla yemek yemekten vazgeçen arkadaşlar oldu.
“Bu kadına baÅŸka ne sorulur ki yahu?” diyenler oldu.
Oysa taahhütname açık: Temsil ettiği marka, parfüm, kıyafet, ayakkabı, çanta ve müzikle ilgili her türlü soru serbest!
Bu boktan konularla ilgilenmeyeceksen niçin magazincilik yapıyorsun hemşerim?
Bunları kendine yediremiyorsan ciddi takıl, hükümeti eleştir, İlhan ağabeyine destek ol, falan. Yorma bizi.
Öyle ya, bu kadına ne sorulur? Sorulsa sorulsa, belki Gora filminde Cem Yılmaz’ın robota sorduÄŸu soru sorulur: “Her taraftan çeker misin? Her yerden alır mısın?”
O da ya boÅŸ boÅŸ bakacak, ya da kendi itikadınca “aaa, üstüme iyilik saÄŸlık ayol” gibilerden bir ÅŸeyler diyecek. (Bu cümle İngilizce’de nasıl söylenir, bilemedim.)
Arkadaşlar yanlış yapmışlar. Ben olsam o basın toplantısına gider ve inadına sorardım:
“Paris hanım… Sizce, seksen üç yaşında bir yazar sabaha karşı dört otuzda evinden alınır mı?”
“What?” … (”Buyur?” anlamına geliyor.)
“Never mind” … (”Takma kafana” demek.)
Fakat, kadın bir de hepimizden akıllı çıkar ve dermiş ki:
“Demokrasilerde hukukun politikaya alet edilerek parti kapatılmasına karşıyım!”
Al Türkçe öğret, Hıncal’ın yerine köşe yazarı yap, bembeyaz boÅŸluÄŸunu doldursun.

EtiketEtiketler: , , , ,



GiriÅŸ