MRM: Sen gerçek misin…

RA: 🙂 Nasıl??

MRM: Biri, bir insan bu kadar iyi olabilir mi??

RA: 🙂 Olur, olur.. Ama..

MRM: Ama??

RA: Ama, buna sen karar vereceksin..

MRM: Neye?

RA: İyi miyim, değil miyim ve….

MRM: Ve…

RA: Beni iyi olduğum için mi? Kendin için mi sevdiğine…

MRM: Kendim için mi?

RA: Evet.. Ben seni kendim için seviyorum..

MRM: Kendim için sevmek? Ne demek?

RA: ….. Kendinin.. Kişiliğinin.. Hayallerinin..

RA: Asıl SEN’in… Asıl MRM’in.. İstediğini sevmek…

RA: Biri iyi diye, birini şu diye, birini bu diye…

RA: Birini güzel, birini, varlıklı, birini yakışıklı diye sevmemektir..

RA: Birini gerçekten sevmenin tek yolu kendin için sevmektir..

RA: Öyle ki; Yarın… O kişi ne olursa, o kişiye ne olursa olsun, yine sevmeye devam etmektir..

RA: Hiç bir şeyden etkilenmeden sevmektir.. Kendin için sevmek….

RA: İyi biri diye değil.. Gerçekten sevmektir..

RA: Sen.. Beni kendin için seviyor musun??

MRM: !!…. E… Evet… Tabii ki…

MRM: Ben sensiz yaşayamam ki…

RA: ……..

… 02 2004

mrm

SENİ TANIMIYORUM

Gece yine siyah takımlarını giyip gelmiş, akşam saygıyla kenara çekilmişti, İstanbul’un üzerinden. Gülentepe’de, Ortabakır mahallesindeki, AK Kuruyemişin ışıkları Ortabakır Meydanını gündüz olduğuna inandırmaya çalışıyor, Takvimler 2003 ün son aralığını gösteriyordu.

Kuruyemişçi her zaman olduğu gibi kasanın arkasında dikiliyor, bir yıldır yaptığı gibi, dükkanının zeminine kilitlenmiş gözleriyle yerosferin en alt katmanlarına kadar dalıyordu. Bir yıldır böyleydi, bir yıldır lov sıtori’deki rayn oneı’lın, ali mak gırav’ı sevdiği gibi bir sevdiği, dört aydır da bu sevdiği ile pamuk ipliğine bağlı bir bir bağı vardı. Her an onu düşünmekten fırsat bulursa ilişkilerinin sonunu düşünüyordu.

Böyle dalıp gitmişken önce yerdeki fayansları, sonra gelen müşterinin, “kontörlü telefon var mı” dediğini farketti. “var” derken bakışlarıyla telefonun durduğu yeri gösterdi. Müşteri; “kredi kartı geçiyor mu” deyince, “geçiyor, siz görüşün” dedi. Müşteri telefonu eline aldığı zaman Kuruyemişçi müşteriye bakarak; “iyi bir insana benziyor” diye düşündü.

Müşteri üç, beş kelime konuşup “borcum ne kadar” diyerek kuruyemişçiye kredi kartını uzattı, Kuruyemişçi; “borcunuz yok, zaten bizde pos makinesi de yok” dedi. Müşteri şaşkınlıkla, “ama geçiyor demiştiniz”. Kuruyemişçi; “önemli bir görüşmeniz olabilirdi” dedi. Müşteri, büyük bir ihtimalle aynı yaşlarda olmalarına rağmen, tebessüm ederek Kuruyemişçiye; “abi çok sağol” deyip çıkıyordu, durdu, başıyla işaret ederek “karşı markette kredi kartı geçtiği halde görüştürmedi, siz neden böyle davrandınız??” dedi. Bu sefer Kuruyemişçi tebessümle, “seni tanımıyorum da ondan” dedi. Müşteri, yanında daha fazla şaşırma efekti olmadığı için, ancak önceki kadar şaşırarak “nasıl yani” dedi. Kuruyemişçi, “sizi tanımıyorum, sizi bir daha nerede bulup iyilik yapabilirim” dedi. Müşteri belki hayatı boyunca yüzüne böyle yakıştıramayacağı, bir gülümseme ve tatlı şaşkınlıkla, yine, “çok sağolun, hayırlı işler” dedi ve gitti.

Kuruyemişçi çoktan fayanslardan başlayarak aşağı doğru dalıp gitmişti, Tam dört ay sonra Kuruyemişçinin korktuğu oldu, sevdiği ile ilişkisini tutan pamuk ipliği koptu, bir daha sevdiğine hiç ulaşamadı..

Akabinde, Kuruyemişçinin hayat ile bağları da koptu, önce AK Kuruyemişi, sonra tüm mal varlığını, daha sonra tüm yakınım dediklerini kaybetti, Kuruyemişçi şu an guguk kuşu’ndaki cek nikılsın gibi ne içinde hayatın ne dışında, ama hiç değişmedi ne kadar dalgın olsa da hala iyilik yapmak için her fırsatı değerlendiriyor, ve bol bol yürüyor, kulağında nubar terziyan’ın “gün doğmadan neler doğar” deyişi ile….

Eğer istanbula yolunuz düşerse Etliler/Akkatlar arası yollarda ona rastlayabilirsiniz, kimbilir..

RA.

23 12 2006 22 45

UYARI KONUDA GEÇEN UYGULAMA VE EKLENTİLERİN SİSTEMİNİZLE UYUMLU, GÜNCELLERİNİ BULUP DENEMELİ, KULLANMALISINIZ

Reklam verin destek olun

Yorumlayın

Lütfen kuralları okumadan yorum yapmayınız.. uyarı

*

Güvenlik <