SENİ TANIMIYORUM
Kategori: Uzun hikaye -19 Mart 2007 tarihinde canarkadaş yazmış. 173 kez okunmuş..Gece yine siyah takımlarını giyip gelmiş, akşam saygıyla kenara çekilmişti, İstanbulun üzerinden. Gülentepede, Ortabakır mahallesindeki, AK Kuruyemişin ışıkları Ortabakır Meydanını gündüz olduğuna inandırmaya çalışıyor, Takvimler 2003 ün son aralığını gösteriyordu. Kuruyemişçi her zaman olduğu gibi kasanın arkasında dikiliyor, bir yıldır yaptığı gibi, dükkanının zeminine kilitlenmiş gözleriyle yerosferin en alt katmanlarına kadar dalıyordu. Bir yıldır böyleydi, bir yıldır lov sıtorideki rayn oneılın, ali mak gıravı sevdiği gibi bir sevdiği, dört aydırda bu sevdiği ile pamuk ipliğine bağlı bir bir bağı vardı. Her an onu düşünmekten fırsat bulursa ilişkilerinin sonunu düşünüyordu. Böyle dalıp gitmişken önce yerdeki fayansları, sonra gelen müşterinin, <kontörlü telefonunuz varmı> dediğini farketti. <var> derken bakışlarıyla telefonun durduğu yeri gösterdi. Müşteri; <yalnız kredi kartı geçiyormu> deyince, <geçiyor siz görüşün> dedi. Müşteri telefonu eline aldığı zaman Kuruyemişçi müşteriye bakarak, iyi bir insana benziyor diye düşündü. Müşteri üç,beş kelime konuşup Kuruyemişçiye <borcum ne kadar> diyerek kredi kartını uzattı, Kuruyemişçi <borcunuz yok, zaten burada kredi kartıda geçmiyor> dedi. Müşteri şaşkınlıkla, >ama geçiyor demiştiniz> dedi. Kuruyemişçi; <önemli bir görüşmeniz olabilirdi> dedi. Müşteri, büyük bir ihtimalle aynı yaşta olmalarına rağmen Kuruyemişçiye tebessüm ederek <teşekkür ederim abi> deyip çıkarken, durdu, başıyla işaret ederek <ya abi karşıdaki market pos makinesi olduğu halde, kart ile telefon görüşmesi yaptırmıyor, sen neden böyle davrandın> dedi. Bu sefer Kuruyemişçi tebessümle, <seni tanımıyorum da ondan> dedi. Müşteri, yanında daha fazla şaşırma efekti olmadığı için, ancak önceki kadar şaşırarak <nasıl yani> dedi. Kuruyemişçi, <seni tanımadığım için sana iyilik yapma fırsatını hemen değerlendirdim, ben bir daha seni nerede bulup da iyilik yapabilirimki> dedi. Müşteri belki hayatı boyunca yüzüne böyle yakıştıramayacağı, bir gülümseme ve tatlı şaşkınlıkla, yine, <teşekkürler abi> dedi ve gitti. Kuruyemişçi çoktan fayanslardan başlayarak aşağı doğru dalıp gitmişti, Tam dört ay sonra Kuruyemişçinin korktuğu oldu, sevdiği ile ilişkisini tutan pamuk ipliği koptu, bir daha sevdiğine hiç ulaşamadı akabinde, Kuruyemişçinin hayat ile bağları da koptu, önce AK Kuruyemişi, sonra tüm mal varlığını, daha sonra tüm yakınım dediklerini kaybetti, Kuruyemişçi şu an guguk kuşundaki cek nikılsın gibi ne içinde hayatın ne dışında, ama hiç değişmedi ne kadar dalgın olsa da hala iyilik yapmak için her fırsatı değerlendiriyor, ve bol bol yürüyor, kulağında nubar terziyanın <dur bakalım gün doğmadan neler doğar> deyişi ile…. Eğer istanbula yolunuz düşerse Etliler/Akkatlar arası yollarda ona rastlayabilirsiniz, kimbilir..
RA.
23 12 2006 22 45
Bu yazı
19 Mart 2007 Pazartesi günü 21:20 gibi
Uzun hikaye kategorisi altında yayınlandı.
Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilir,
yorum yapabilir veya kendi sitenizden geri izlemede bulunabilirsiniz.





