Şiir

BEN BU KADAR ZULME LAYIK MIYIM RÜVEYDA

hangi ressamı vurur bilmem, endamın

sarar da benliğimi

ben beni tanımam kaldırımlarda

kafesleri yutan kafese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru

kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına

duydun mu orkideye dua eden birini

bu ısmarlama yüzler yok mu Rüveyda

bu yapmacık bebekler

gözyaşı akıtırken gülenler yok mu

beni kahrediyor geceler boyu

hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün

soluk bir dünyanın mezarlarına

gömerek gurbetimi

kapadı karanlığa Yesrib, kapılarını

meydan okuyuşun çağın ordularına

bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır

doruklarından öte hevese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru

yasını tutuyorum kararttığım düşlerin

yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda

amansız bir ütopya üfleyen pencereler

lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi

önümde, haksızlığın hesaba çekildiği

hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer

arkamda, kare kare ömrümü belirleyen

hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler

söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını

yeniden bir Nil olup taşar mıyım çölllere

kim giydirir başıma tacını nihayetin

kim takar bileğime hürriyet künyesini

karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle

Rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı

ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı

asırlardır köhne barınaklarda

küflenen, çürüyen çığlıklarımı

at vuruldu içim paramparça Rüveyda

gölgelerin ardına sakladım kusurumu

sen orada kayıtsızca gülümsüyor gibisin

ben burda damla damla eriyip akıyorum

yine de, çiğnetmem kimseye gururumu

istenmediğim yeri sessizce terk ederim

hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu

mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim

RÜVEYDA

fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına

bir güvercin uçurup kıtalar arasından

çağırdın beni

geçerek birer birer sürgün kanyonlarını

derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına

yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı

yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı

yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana

koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına

adını söylemek istemiyorum

her hecesi amansız bir kor dudaklarımda

her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım

zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım

adını söylemek istemiyorum

Rüveyda dediğim zaman

anla ki, senin için yürüyor kelimeler

çığlığımın atardamarlarından

hangi yıldızdır bilmem, gözlerin

kayar da üzerime Rüveyda

önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime

sonra açılır önümde ıstırab vadileri

silik renkleriyle adımlarıma

çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir

hayalin bittiği menfeze doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru

uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair

yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda

oysa Rüveyda

baştan başa ben

kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim

kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden

bir anlatsam nasıl utandığımı

bir doğrulsam eğrildiğim yerden

ağarır tanyeri nilüferlerin

alaca bir at koşar içimde

ezer toynaklarıyla anılarımı

sular köpürmemeliydi Rüveyda

kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin

ben zehire alışkınım, şerbete değil

rüyalar nefret eder avare duruşumdan

kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde

sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber

ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş

yargılamak için zeval kayıtlarını

inkilap bekliyorum

hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin

uzanır da gönlüme Rüveyda

derinden bir ok saplanır bağrıma

beynimi çağıran bir sese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru

varlığın cinayettir memleketimde işlenen

akıtır kanını asil pehlivanların

yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi

varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın

artık eskisi gibi bakamıyorsun

göklerinde bir belkıs otururdu Rüveyda

binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin

güneş bir ane gibi dururdu başucunda

artık dokunamıyor kakülün bulutlara

karalara bürünmüş saçlarında dolunay

Nurullah Genç

UYARI KONUDA GEÇEN UYGULAMA VE EKLENTİLERİN SİSTEMİNİZLE UYUMLU, GÜNCELLERİNİ BULUP DENEMELİ, KULLANMALISINIZ

Yorumlayın

Lütfen kuralları okumadan yorum yapmayınız.. uyarı

*

Güvenlik <