Ey Ertuğrul Özkök Allah’ından bul emi!..

El Medya t…. örgütü yine işbaşında…
‘Amiral Gemisinin’ kaptan köşkünden verilen bir işaretle başlayan bombardıman tüm şiddetiyle devam ediyor!
Bombanın adı, ‘mahalle baskısı’…
Malezya üzerinden gerçekleştirilen kamikaze saldırılarla halk, dehşete mahkûm edilmek isteniyor.
Gönüllü komando timleri büyük bir fedakârlıkla (!) kitlesel imha için ne mümkünse yapıyor.
Falan filan…
Yüzsüzlükten, cehaletten ve insafsızlıktan müteşekkil bir iğrençlik terkibi, Ramazan ayını berbat etmek üzere ve tüm rezilliği ile sokaklara boca ediliyor adeta.
Pompalanan komik bir vehim ve yapış yapış bir paranoya…
Ertuğrul Özkök, hakkında çıkan ‘darbeci’ suçlamalarına çok alınıp bir sürü inci döktürmüş geçenlerde. Her biri, ‘malumu ilam’ sadedindeki bu çok matah argümanlara güvenerek, ‘zekâsından kuşku duymadığı yazarları’ bütün bu ikna edici (!) delillerin rağmına, kendisini ‘darbeci’ ilan etmeye davet ediyor. (?)
Kerameti kendinden menkul bu restleşmeye ‘hadi canım sen de!’ demek bile gereksiz… Onunki, ‘sıkıysa beyaza ak, siyaha kara diyin!’ türünden, meydan okuma suretine bürünmüş bir züğürt tesellisi.
Zira Türkiye’de yaşayan herkes, Bay Özkök’ün, nasıl bir ‘Cemaziyelevvele’ sahip olduğunu gayet iyi bilir!
Meydan okuduğu diğer zeki yazarları bilmem ama ben, Ertuğrul Özkök’ün onca komik gerekçeyi yan yana getirdikten sonra darbeci olmadığını savunmasını, zekâsından kuşku duyulması için yeterli buluyorum.
Hele o evlere şenlik ‘Sivil Darbe’ yaklaşımı, tam bir zekâ fukaralığının sonucu…
Demek ki neymiş?..
Maaşları dolarla ödeyen ‘sahibin’ ihale kapmasının yolu ‘mahalle baskısından’ ve Malezya’dan geçiyormuş…
Hürriyet patronajında pompalanan mahalle baskısı ve Malezya efsanesinin tercümesine gelince…
‘Bayram değil, seyran değil’ kabilinden üretilen bu müthiş buluş (!), diğer yazarların da kalitesini göstermesi açısından çok iyi oldu aslında.
Bir süre önce yazdığı bir yazıyla ‘acaba?’ dedirten Zülfü Livaneli, ‘bakmayın öyle aklıselim yazılara, ben aslında buyum’ dercesine bir yazı döşendi ki, akıllara ziyan…
Yaşından başından utanmayan bir sürü yeteneksiz kalemşor, ‘Malezya’ derlerken aslında ne kadar büyük bir ayıp işlediklerinin farkında bile değiller.
Yazık ki, ne yazık!..
Yahu bunu bari Türkiye dışında bir yerde, mesela gidip muz cumhuriyetlerinde filan söyleyin!
Ayıp ayıp!
Malezya’yı ve sahip olduğu birikimini küçümsemek aklımın ucundan bile geçmez ama tarihe yön vermiş, kültür, sanat, musiki, edebiyat ve ilmin her sahasından şaheserler üretmiş ve neredeyse bin yılı aşkın bir medeniyet arka planı olan bir millete adres olarak Malezya’yı göstermek, ayıbın da ötesinde terbiyesizliktir.
Kuşkusuz ki bu söylem, cehalet ve art niyetin kaçınılmaz bir sonucu.
Bir yerlere yamanmadan yaşayamadıkları için, akıllarına ilk gelen Malezya oldu zahir…
Bu hengâmede en trajik yazıyı Meral Tamer yazdı.
Zira diğerleri sadece komikti.
Aslında Meral Tamer’i, tıpkı Ruhat Mengi gibi dikkate almadan de geçebilirdik ama söyledikleri gerçekten oldukça trajikti.
Şöyle diyesiymiş Bayan Meral Tamer: “Şimdilik bulduğum tek çare şu: Kadınlara mahalle baskısı, büyük kentlerin göbeğine kadar uzanacak olursa, bana müsaade… Kızımı da alıp Türkiye’den gitmek zorunda kalabilirim.”
Bunun üzerine bir çift söz etmek vacip oldu!
Bizler, yani Meral Tamer gibi tuzu kuruların dışında kalanlar, Sütçü İmamların arkasında, bu memleketi vatan yapan değerler için gözünü kırpmadan ölüme gidenlerin ahfadı olarak, yıllar yılı; ‘Öz yurdunda garipsin/ Öz vatanında parya!’ mısralarını iliklerine kadar hissederek yaşamaya icbar edilenler,
Daha da ötesinde, nefes alıp verdiği her anı ikinci, hatta üçüncü sınıf bir muameleye tabi olarak yaşayanlar,
Yani bizler,
Yani ensemize çullanıp hayatı çekilmez bir hale getirenlerin bütün baskı, şiddet ve zulümlerine maruz kalanlar olarak, bir an dahi aklımızın ucundan bu memleketi terk etmek geçmemişken…
Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında tuzu kuru kalantorlar; varsayımı bile komik bir muhayyel tehlikenin ürettiği paranoyaya istinaden ‘bana müsaade’ diyebiliyorlar…
Varlıkları ve yoklukları arasında zerre kadar fark olmayan bu öznelerin, arkalarına bile bakmadan kaçmayı düşünüyor olmaları umurumda bile değil açıkçası…
Ama görüyorsunuz işte, vatan ve memleket, onlar için bir, ‘bana müsaade’ kadar basit…
Ertuğrul Özkök ve şürekâsının pompaladığı bu paranoyanın, yakın gelecekte, bir tür şiddete dönüşerek terörle sonuçlanması hiç de yabana atılır bir ihtimal gibi görünmüyor doğrusu.
Hem zaten alametleri belirdi bile.
Savcıların, ‘halkı kin ve nefret tohumları saçarak bölme’ suçunu alenen işleyen bu zevat hakkında dava açmıyor olması doğrusu çok enteresan.
Ne diyelim, Allah’tan bulsunlar!..












