Ayrılırken öptü beni. Bıyıkları yanaklarıma tatlı bir baskıyla dokunurken camın arkasında sıra sıra dizilmiş uçakları gördüm.
Havalimanının iç hatlar salonundaydık.
Saçımın birkaç teli dudaklarının arasından geçmiş olmalı ki, gelip yanaklarıma yapıştılar. Dokunmadım onlara. O ıslaklığı üzerimde taşımak hoşuma gitti. Oysa hiç böyle şeyler yapmazdı. Değil öpmek, el ele bile tutuşmazdı benimle. Burası tutucu bir kent, öyle her aklımıza eseni yapamayız, derdi. Bu yüzden duygularımızı kılıfından hiç çıkarmazdık hiç. Zaman zaman kızar, çevreye bu denli aldırış etmesine içerlerdim.
Gövdem gövdesinden ayrıldığında ortaya çıkan sıcaklık yitimi ürpertti beni. Öpmesinden gelen şaşkınlığa, insanların uğultusu da eklenince ne yapacağımı şaşırdım. Anladı içine düştüğüm çıkmazı. Sırtıma dokundu yavaşça. Hadi, dedi; uçağın kalkmak üzere. İyi yolculuklar… Omzumdan kaymak üzere olan çantamı düzeltip gülümsedim. Hoşça kal dedim; arkamı dönüp uzaklaşırken. Dört beş adım sonra dönüp el salladım. Sabaha ayarlanmış kocaman bir saat gibi duruyordu orada. Buruk bir kahkaha atacaktım nerdeyse, zor tuttum kendimi.Yağmur yağıyordu dışarıda. Damlalar yerdeki su birikintilerine bir mıknatıs özlemiyle ulaşırlarken ortaya çıkan her kabarcık, aynı zamanda içimde de yer ediniyordu kendine. Yürüdükçe artıyordu doluluğum. Bir türlü alışamamıştım ayrılıklara. Her veda ayrı bir hüzündü benim için, hâlâ… Yerle gök arasında günlerdir asılı duran yağmur sicimlerinin yolcu tüneline vurmasıyla oluşan sesler zorlaştırıyordu nedense adımlarımı. Anladım, zor geçecekti bu yolculuk.
Yan koltuktaki adamın saati ötmeye başlar başlamaz uçağımız harekete geçti. Böylesine bir dakikliğe alışkın olmadığım için garipsedim bunu da. Çok geçmeden kentin ışıkları altımızda birer yıldız gibi kayarak akıp gittiler. Sonra bambaşka bir boşluk… Karanlığı yarıp gittiğimizi biliyor, fakat bunu göremiyorduk. Hız ve yön kavramının ayrımında olmaksızın, ne tarafa gittiğimizi bilmeden, kendimizi uçağın uğultusuna teslim etmiş, saksıdaki çiçekler gibi yan yana gidiyorduk.
Almayı son anda akıl ettiğim kitabı çekip çıkardım çantamdan. Önce arka kapak yazısını okudum, sonra da önsözünü… Bu tür yazıları severim. Bir sıcaklık bulurum onlarda. Kedi gibi yürür giderler yapıtın içine, yumuşacık… Gitmekle de kalmaz, bizi de arkasından sürüklerler. Bu çağrıya bir kez daha uydum. Fakat beş-on sayfa sonra gözlerim ağırlaştı. Dalmışım. Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Anons sesiyle uyandım. Pilot, Esenboğa’daki yoğun sisin inişe engel olduğunu, bir daha deneyeceğini, olmazsa geri döneceğimizi bildiriyordu huzursuzbir sesle. Şöyle bir dalgalandı yolcular. Ben de yerimde hafifçe doğruldum.
Ankara’ya inemedik gerçekten. Sis, çıkmaz bir sokağa soktu bizi. Terlemeye başladım. Ağzı tıkalı bir testinin içine düşmüş sümüklüböcek gibi hissediyordum kendimi; öylesine vıcık vıcık ve öylesine kaygan… Yanımdan geçen hostes bir isteğim olup olmadığını sordu. Dergi ve soda istedim. Çabucak getirdi. Sodayla birlikte, birbirinden renkli dergilere göz atmaya başlayınca, boğuntum azaldı biraz.
İner inmez bir taksiye atladım. Yağmur hızını oldukça azaltmıştı. Sürücü yaşlı bir adamdı ve hemen tanıdı beni. Sen bizim Hoca’nın hanımı değil misin diye sordu. Eşimi nerden tanıyorsunuz, dedim. Üniversitede yıllarca şoförlük yaptım ben, daha geçen yıl emekli oldum, o yüzden tanımadığım azdır orda, dedi. Bir daha konuşmadık. Tekerleklerin su birikintileri üzerinden geçerken çıkardıkları o güzelim sesleri dinleyerek geçti bu minik yolculuk. Yollar bomboştu, eve kısa sürede geldik. Baktım, bizim katın ışıkları yanmıyordu. Arabamızı da göremeyince hemen kaçmış bu diye geçirdim içimden. Saate baktım, erkendi daha, ona geliyordu. Gelip de beni evde bulunca nasıl şaşıracaktı, kim bilir! Yavaşça açtım kapıyı. Açtım ama, yüreğim ağzıma gelecekti nerdeyse. Banyonun ve yatak odasının ışıkları açıktı. Günahını almışım adamcağızın dedim kendi kendime.
Valizi yere bırakırken, gözlerimin önünde bir alev topu belirdi birdenbire. Sanki birisi kafamı mengeneye aldı da, sıkıp sıkıp bıraktı. Kocaman bir oyuk açıldı içimde. Ayaklarım bedenimi taşıyamayacakkadar güçsüzleşti. Önümde duran kırmızı ayakkabılardan gözlerimi ayıramıyordum bir türlü. Çömelip elime aldım ikisini de. Yüksek topukları ve son derece göz alıcı parlaklıkları, nefes almamı bile zorlaştırdı. Genzimde yeni yanmış bir kibritin tadı… Ağzımı sürekli açık tutmak istiyor, bayılıp kalacağım diye korkuyordum.
Banyodan gelen su seslerini duyunca ayağa kalktım. İçeri girdiğimi duyan yoktu belli ki. Mutfağa geçip buzdolabından soğuk bir şişe çıkardım. Titreyen dudaklarımdan sızan su, çenemi ve boynumu yalayarak göğsüme kadar indi. Birazını da avucuma döküp ensemi, yanaklarımı, saçlarımı sıvazladım.
Ne yapacaktım şimdi? İçerdeki kimdi acaba? Tanıdık biri mi, yoksa hiç bilmediğim bir aşüfte mi? Polise ya da komşulara mı haber vermeliydim yoksa? Oturup bir süre bunları düşündüm. Mantıklı bir çözüm bulamıyordum.
Sonra birden yatak odasına girmeye karar verdim. Banyodaki hangisiydi? Kocam mı, o mu? Hiç olmazsa bunu öğrenecektim. Fırlayıp gittim. Yatak odasının kapısını hızla açtım. Bir an gözlerim görmez oldu. Tanıyamadım karşımdakini. Kısık bir çığlık atarak ayağa kalktı aynanın önünde oturmakta olan yarı çıplak kadın. Bakışlarından bile belli oluyordu satılık olduğu. Öylesine alışkın ve duygusuz bakıyordu insana. Kim olduğumu tahmin etti hemen, toparlanmaya başladı. Soluk yüzünden ve deneyimli davranışlarından tanıdım onu: Her gün köşe başlarında, otel çevrelerinde görmeye alıştığımız yabancı kızlardan biriydi o da. Ve kocam, yani o koskoca profesör, ne olduğu belirsiz biriyle…Kadın hızla topladı üstünü başını. Çoraplarını, kazağını ve sutyenini çantasına tıkıştırdı; önümden hızla geçip kapıya yöneldi. Defol, dedim dişlerimin arasından. Defol! Vestiyerden kürklü paltosunu aldı. Kıpkırmızı ayakkabılarını giydi ve tam çıkarken dönüp yüzüme baktı. Özür dilerim dedi son derece kötü bir Türkçeyle. Karşılık vermedim. Merdivenlerden inişini seyrettim, o kadar.
Yeniden yatak odasına gittim. Ağaçtan düşmüş bir kuş yuvası gibi geliyordu artık bana odamız. Yan yatmış, zedelenmiş ve biraz da dağılmış… Oysa her şey yerli yerindeydi. Eşyalar bıraktığım gibiydi. Yatağın örtüsü bile açılmamıştı henüz. Sırtımı dolaba dayayıp yaşlı gözlerle ortalığı seyrettim. Bir buzlu camın ardından bakıyordum sanki dünyaya. Her yerden birer ikişer kıvılcım çıkıyor ve söner sönmez de kararıyordu gözüme çarpan nesneler… Kendime bir türlü gelemiyordum. Nasıl karşılayacaktım onu şimdi, kör bir matkap gibi kemiriyordu bu soru beynimi. Acaba beni görünce ne yapacaktı? Ne diyecekti?
Banyodaki su sesi kesildi. Heyecanım arttı. Koşup holün ışığını söndürdüm. Yatak odasınınkini de… Gece lambasını yakıp yatağın üstüne oturdum. Nedense bir utanç kapladı içimi. Mutlaka bir yolu olmalıydı bu buluşmayı en az hasarla atlatmanın… Aklıma yorganı kaldırıp yatağın içine uzanmak geldi. Bir bakıma saklanma olacaktı bu ve işimi daha da kolaylaştıracaktı. Hemen yatağa attım kendimi. Her yanımı örttüm iyice. Yüz yüze gelmektense böylesi daha iyiydi. Nefesimi tutup beklemeye başladım.
Az sonra odanın kapısı açıldı. Onu göremiyordum, ama gözümünönündeydi sanki. İçeri girince ilk sözü; ne o, kar mı yağıyor yahu, oldu. Sanki kadın anlayacakmış gibi…
Gözlüklerini masaya bıraktı. Çıkan sesten anladım bunu. Yatağın içinden hiçbir tepki gelmeyince, utanıyor musun yoksa dedi alaycı bir sesle. Kımıldamadım bile.
Yorganın kenarından usulca tuttu. Kalbim yola fırlayan bir çocuk gibi kontrolsüz koşuyordu şimdi. Dudaklarımı ısırmakta olduğumu canım yanınca anladım. Yorganı sıyırıp çekti üstümden. Bir ayağını yatağa uzatmak üzereydi ki, o loş ışıkta fark etti beni. Gözlerindeki beyazlığın üst üste birkaç kez yanıp söndüğünü gördüm. Öylece kalakaldı. Ne zaman geldin sen, demeyi becerdi yine de bunca şaşkınlığın arasında. Sonra başı geriye doğru gitmeye başladı ağır ağır. Elimi uzattım fakat dokunamadım bile. Yataktan kayan bedeni gülle gibi bir ses çıkararak yere yuvarlandı.
Çok şeyin bitişiydi bu ses…
Ya da yepyeni bir yaşamın başlangıcı…

UYARI KONUDA GEÇEN UYGULAMA VE EKLENTİLERİN SİSTEMİNİZLE UYUMLU, GÜNCELLERİNİ BULUP DENEMELİ, KULLANMALISINIZ

Yorumlayın

Lütfen kuralları okumadan yorum yapmayınız.. uyarı

*

Güvenlik <