Çölaşan tipi gazetecilik

1995 yılının mart ayıydı. O günlerde AkÅŸam Gazetesi’nde köşe yazarı olarak görev yapıyordum… Emin ÇölaÅŸan da AkÅŸam Gazetesi ve Kanal 6′yı diline dolamıştı.
Öylesine bir düşmanlık sergiliyordu ki, PTT tarafından Kanal 6′ya verilen hizmetlerin durdurulmasını bile isteyebiliyordu. Yazdıkları inanılır gibi deÄŸildi. ÇölaÅŸan’ın yazdıklarına itibar edilip harekete geçilse, Kanal 6′nın kapısına kilit vurulması gerekecekti. Sonuçta, binlerce basın çalışanı iÅŸsiz kalacaktı. Sert tepki gösterdim…
AkÅŸam’daki köşemde Emin ÇölaÅŸan’ın tavrını eleÅŸtiren yazılar yazmaya baÅŸladım. ÇeÅŸitli kanallardan oldukça rahatsız olduÄŸu haberleri gelmeye baÅŸladı. Aldırmadım, devam ettim. Bir akÅŸam telefonum çaldı. Arayan TBMM Faili Meçhul Cinayetleri AraÅŸtırma Komisyonu BaÅŸkanı Sadık AvundukluoÄŸlu’ydu. Heyecanlı bir ses tonuyla “Bir daha Emin ÇölaÅŸan hakkında yazı yazma” dedi: - Bir aÄŸabey olarak beni dinle ve dediÄŸimi yap. Aksi halde bu iÅŸin sonu kötü olacak. “Neden” diye sordum. Telefonla konuÅŸamayacağını söyledi: - Yanına geliyorum, konuÅŸuruz.
* * *
Aradan bir-iki saat geçti. Sadık AvundukluoÄŸlu ile buluÅŸtuk. Rahatsız ve tedirgin olduÄŸu her halinden belliydi. “Emin ÇölaÅŸan bugün beni aradı” dedi: - Senin hakkında garip sorular sordu. Senin Muhammed Celal Zehebi ile bir iliÅŸkinin olup olmadığını sorguladı. Hatta, bana açıkça “Emin Pazarcı seni arayıp Zehebi için ricada bulundu mu?” sorusunu yöneltti. OlaÄŸanüstü ÅŸaşırmıştım!.. AvundukluoÄŸlu’na “ciddi olup olmadığını” sordum. “Åžaka yapar gibi bir halim var mı?” diye tepki gösterdi. Muhammed Celal Zehebi kimdi biliyor musunuz? Suriye İstihbarat TeÅŸkilatı El Muhaberat ajanı olarak biliniyordu. UyuÅŸturucu kaçakçılığı suçlamasıyla Fransa’da yargılanmıştı. Pek çok uyuÅŸturucu ve silah kaçakçılığına karıştığı iddiaları ortalıkta dolaşıyordu.
Bitmedi, dahası da var… Necdet Menzir, İstanbul Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemde Celal Zehebi’yi bizzat sorgulamıştı. Zehebi’nin sorgulanmasının sebebi de gazeteci Çetin Emeç cinayetiydi. AvundukluoÄŸlu da o dönemde Komisyon BaÅŸkanı olarak Zehebi’yi bulup, ifadesini almaya çalışıyordu. Bütün bunlar basında yer almıştı. Hatta, yakın dostum olan AvundukluoÄŸlu bir gün bana Zehebi için “Vehbi Koç’u altınla tartar” denildiÄŸini bile aktarmıştı.
Bütün bunları biliyordum bilmesine de… Zehebi’yi hayatım boyunca hiç görmemiÅŸtim. Kendisi ile bir iliÅŸkimin olması mümkün deÄŸildi. Ben de diÄŸer gazeteciler gibi TBMM Faili Meçhul Cinayetleri AraÅŸtırma Komisyonu’nun çalışmalarını takip ederken Muhammed Celal Zehebi ismi ile karşılaÅŸmıştım. ÇölaÅŸan “araÅŸtırmacı gazeteciliÄŸi” ile övünen bir insandı. Onun da böyle bir irtibatın olamayacağını bilmesi lazımdı.
Peki, bütün bu gerçeklere raÄŸmen AvundukluoÄŸlu’na o telefonu neden etmiÅŸti? Bana bir mesaj mı vermeye çalışmıştı? O gece uyku uyuyamadım. Ertesi günden itibaren de AvundukluoÄŸlu’nu dinledim ve ÇölaÅŸan hakkında tek kelime yazmadım.
* * *
Emin ÇölaÅŸan da benim hakkımda herhangi bir yazı yazmadı…
Ama yazabilirdi de! AvundukluoÄŸlu’na sorduÄŸu o sorular gazetedeki sütununda da yer alabilirdi! O zaman ne olurdu acaba? Tabii ki mücadele eder ve hakkımı arardım. DoÄŸrular zaman içinde mutlaka ortaya çıkardı. Ancak, yine de pek çok kiÅŸinin kafasında bazı soru iÅŸaretleri kalabilirdi! Aradan tam 12 yıl geçti… Emin ÇölaÅŸan’ın Hürriyet’teki köşe yazarlığına son verildi. Tartışmalar yoÄŸunlaÅŸtı. Ben de “belki bu tartışmalara ışık tutar” düşüncesi ile yıllar önce yaÅŸadığım bu olayı kamuoyu ile paylaÅŸma ihtiyacı duydum!











