Taraf

‘ Köşe gönderi ’ Kategori

Türkan Saylan..

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 3 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

ImageShack

İyi bilgi‘den Türkan Saylan analizi..

“Madalyon”un diğer yüzü: Türkan Saylan”

Alternatif bile olsa biyografiye “doğum tarihi” ile başlamak esastır! Ancak bu seferki istisnai bir durum… Zira Türkan Saylan’ın hayatına etki eden olaylar zinciri “doğum” ile başlamıyor.

Annesinin hamile olduğunu anlamasıyla başlıyor! Saylan hayatını anlattığı “Güneş Umuttan Şimdi Doğar” kitabında annesinin Müslüman oluşunun ani öyküsünü şöyle anlatıyor: “Annem bana hamile kalınca Müslüman oluyor. İngilizcesinden Kur’an’ı okuyor. İyi bir Türk gelini olabilmenin tüm koşullarını yaratmaya çalışıyor. Örneğin oruç tutardı. Biz hiçbirimiz evde oruç tutmazken o tutardı.”

Anlaşılıyor ki Saylan’ın annesi gayr-ı müslim. Bu bir şey demek değil. Ancak kendisi ne henüz belli değil.

Zaten resmi bilgiler de bu “tenakuzu” yansıtıyor. Saylan’ın doğum tarihi 1935 İstanbul. Ve fakat annenin Müslüman ismi aldığı “kesin” tarih 1936. Yani Saylan’ın hayatına ilişkin anlattıklarını “kılpayı” teyit ediyor.

Muhtemelen valide hanım, hamile kaldığını anlıyor, ama “doğurana kadar bekleyeyim” diyor ve sanırız Soyadı Kanunu’na da denk düştüğünden isim o zaman değişiyor. Yine de bu tarihlerde gariplik olduğunu not düşmek lazım. Düşününce anlarsınız!

Ama 1936 yılının kesin olduğunu tekraren söylemek lazım. Zira kaynak sadece Nüfus İdaresi değil! Milli İstihbarat Teşkilatı da aynı kanaatte. Bilmeyenler “ne alaka” diyebilir, geleceğiz.

Bir kişinin etnik veya din kimliğinin önemi var mı derseniz… Bir kişinin yok. Ama bu kişinin var. Ona da geleceğiz.

Devamı »

EtiketEtiketler: , , , , ,

Ya da 2000 yıl geriye gidelim..

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 2 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

Dün iddianamenin kabulü haberinin altına bir yorum düştü. ‘Darbeciler’in kafasını açacak bir yorum. Kutsal niyetini ve o niyete düşen sefil kısmeti gizlemeye tamah etmeyen bir yorum.

ImageShack

ImageShack

H. Gökhan Özgün/Radikal

Çok ilerici az gericiler

Dün Miliyet’in internet sitesine Anayasa Mahkemesi’nin iddianameyi kabul kararı düşünce, altına okuyucu yorumları da düştü. İlk düşen yorum, bence tarihi bir yorumdu. ‘Darbeciler’in kafasını açacak bir yorum. Kutsal niyetini ve o niyete düşen sefil kısmeti gizlemeye tamah etmeyen bir yorum.

Eminim bütün ‘darbeciler’ birleşip bu yorumun altına imzanızı atarsınız. Atmazsanız, namertsiniz. Çünkü Türkiye’yi gerçekten ileriye götürdüğünüzü düşünüyor olamazsınız.

Yorum: “İyi olmuş. Türkiye 100 yıl geriye gideceğine, 20 yıl geriye gitsin daha iyi.”

İşte empati duymamız beklenen zihniyet ve onun gelecek tasavvuru. Biz iktidarda değilsek, toplum geriye gidiyordur. O halde, onu ‘daha az geriye’ götürmek bizim görevimizdir. Toplum mühendisliği sahada çalışırken nasıl konuşur, işte örneği

Devamı »

EtiketEtiketler: , , ,

Yargısal darbe başladı…

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 1 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

ImageShack

“Yargısal darbe başladı… Huşu içinde mahkemenin vereceği kararı bekleyelim öyle mi? Gerilemek darbeyi hızlandırır… Bu kazığı çıkarmanın yolu giyotine boynunu uzatmak değil…”

Hasan Cemal/Milliyet

‘Yargısal darbe’ süreci maalesef başladı Allah Türkiye’ye kolaylık versin!

Lafı hiç uzatmak, eğip bükmek istemiyorum. Türkiye’de gerçek demokrasi ve hukukun üstünlüğünü gölgeleyen bir eşiğe gelip takıldık.
Bir başka deyişle:
Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatma davasıyla birlikte yargısal darbe süreci başlamış durumda.
Ne yazık ki öyle.
Allah Türkiye’ye kolaylık versin!
Kim bilir kaç kez yazdım.
Bir defa daha altını çiziyorum:
Böyle bir süreci -2002 yılı sonundan beri uğraşarak- başlatanlar, siyasal ve ekonomik istikrar açısından Türkiye’ye çok büyük kötülük yaptılar.
Bu süreç, Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilişkilerini zehirleyecektir.
Bu süreç, siyasal istikrarı altüst edecek tohumları içinde taşıyor.
Bu süreç, bir zamanların bölünmüş siyaset sahnesiyle güçsüz koalisyonlar dönemini açabilecek ve Türkiye’ye yeniden kayıp yıllar yaşatabilecek tüm riskleri içeriyor.
Bu süreç, Güneydoğu’da yangını 1990′lardaki gibi parlatacak ve ‘Kürt sorunu’nu iyice içinden çıkılmaz hale getirecek tehlikeleri de barındırıyor
Devamı »

EtiketEtiketler: , , , ,

AliKıranYargıKesenler

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 1 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

ImageShack

Perihan Mağden, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar sonrası, şimdiye kadar yazdığı en sert yazılardan birini kaleme aldı: “Dinciyle yaşarım kemalistle asla…”

Perihan Mağden/Radikal

Oybirliğiyle kanuni hukuksuzluk ihtimali

Cebime 14:42′de düşen mesaj “Anayasa Mahkemesi Heyeti, AKP’nin kapatılması istemiyle açılan davayı OYBİRLİĞİYLE kabul etti. Abdullah Gül’e ilişkin kabul kararı ise, oy çokluğuyla alındı,” diyor.

Yani: Cumhurbaşkanı’nın mahkemelenmesi/cezalandırılmasıyla ilgili bir-iki kişinin itirazı olmuş ki, OY ÇOKLUĞUNA düşmüşler.
İktidardaki AK Parti’nin kapatılmasına ‘bakılması’ hususunda AliKıranYargıKesenler HEM FİKİRLER. Hep fikirler. AYNI fikirdeler.
Devamı »

EtiketEtiketler: , , , ,

Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir yani..

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 30 Mart 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

ImageShack“Eğer kapatma davası açılırsa…”
Türkiye’nin gururu, aydınların yüz akı, büyük üstad, büyük insan İlhan Selçuk’un, 7 Şubat 2008 günü, yani Ak Parti aleyhinde kapatma davası açılmasından beş hafta önce bir konuşmasında söylediklerine bakın: “Her şey elden gidiyor.

Tuhaf bir durum var. Bakalım ne olacak? Şimdi yalnız iki tane şey var. Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunları mümkün değil yani.” Anlaşılan birileri, “İyi söylüyorsun da, ya iç savaş çıkarsa, oluk gibi kardeş kanı akarsa” demiş ki, ertesi günü yani 8 Şubat’ta biraz daha açmış bu söylediklerini:

“İç savaş olmaz da, yani bir noktada eğer ortalık karışırsa, hem ekonomik hem siyasi olarak. Belki asker gelirse bir şey olabilir.” İşte böyle demiş üstad… Böylesine dobra bir ifadeye sık sık rastlayamayız. O yüzden, hepimiz iyi okuyalım bu satırları. İyi okuyalım ve tanıdığımız herkese de okutalım. Okutalım ki, günlerdir bilmiş bilmiş, “Hukuka karşı mı çıkıyorsunuz; hukuk bir gün herkese lazım olur” tekerlemesini tekrar edip duranlar, işin aslının ne olduğunu artık anlasın.

Devamı »

EtiketEtiketler: , , , , ,

“imamevine düştüğünde ablacılar seni yaladılar mı anam”

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 29 Mart 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

Biliyorsunuz ülkemiz sahillerine bir motor yanaştı, hani laikperestlerin özlediği uzak ülke varya; tam o ülke moduna uygun bir şekilde..

Motorun kıçında Paris Hilton yazdığı için başlar üstünde taşındı, kepazeliğin bini bir para, ulan eldeki malzeme; salak bir kaşar, hatta eskimeye bile başladı, bu ne tamah, bunun medyada böyle yer alması bu ülkeye ne kattı, bu ülke gençlerinden ne götürdü..

Tam bu motorun kaç beygir olduğuna dair bir şeyler yazayım derken imdadıma Engin abi yetişti, genelde olduğu gibi zülfüyare dokunan güzel bir yazı yazmış.

Son 2 gün içinde bu motorun kıyılarımıza bıraktığı sintineler ile CHEhp’nin yıllar yılı her seçimde kepaze olmasının direkt ilgisi var, bu da benden CHEhp severlere bir kıyak..

Üstüme iyilik sağlık

Paris Hilton ülkemize gelmiş, havaalanı karışmış, trafik tıkanmış, yaralananlar olmuş, yemek yiyeceği lokantada yan masalar karaborsaya düşmüş, falan filan.
Bir güzellik yarışmasında jüri üyeliği yapacakmış. (Yatırım projesi tartışmaya gelecek değildi ya…) Kenar mahalle karıları için son derece ilginç bir program.
Bu kadının Türkiye’ye getirilmesi de “büyük bir iletişim ve pazarlama başarısı” olarak kabul ediliyor.
Vallahi, böyle “kadın getirenler” vardır bizim piyasada… Fakat kanunda tanımlanan “tedarik” suçuna girmez, o başka şey.
Paris’in bir de “kapris listesi” varmış, bütün yıldızlar gibi… Akşam yemeğinde “kobe” bifteği, karides, ıstakoz ve yengeç, buharda pişmiş sebzeler… Sabah kahvaltısında mutlaka fıstık ezmesi, hindi göğsü, ince kesilmiş ballı jambon, Beluga havyarı, ançuez, mayonez, soya sütü, domates çorbası, Red Bull içeceği ve Grey Goose votka.
Benim emekçi halkım yemeye kuru ekmek… Falan filan tabii. Fakat “ağır işçilerin” çok iyi beslenmeleri gerektiğini de unutmayalım. Paris Hilton çok çalışıyor. Eskiden bu tür “yıldızlar” geldikleri zaman kendilerine sorulan soruların bir “basınımıza özgü dangalaklık standardı” vardı: “Boğaziçi’ni, şiş kebabı, rakıyı ve Türk erkeklerini nasıl buldunuz?”
Bu kez, soru soracak magazincilere yasaklar konmuş: Özel hayatına girilmeyecek, kendisi, arkadaş çevresi, ailesine yönelik her türlü dedikodu ve asılsız habere cevap vermeyecek (burada cümle düşük), yaşadığı romantik ilişkiler ve “geçmişte yaşanmış kanuni meselelere” yönelik soru yok!
Yani, “imamevine düştüğünde ablacılar seni yaladılar anam” gibi pis zevzeklikler istenmiyor. Bunu bir de belgelemeye, magazincilerden yazılı ve de imzalı “taahhütname” almaya kalkmışlar!
Öyle ağır “cezai şartlar” da içeriyor ki! “Bunları sormaya kalkandan toplantıyı terk etmesi istenecek ve bir daha da röportaj fırsatı verilmeyecek!” … Vay anam vay… Bittiniz oğlum siz…
Protesto edip hanımla yemek yemekten vazgeçen arkadaşlar oldu.
“Bu kadına başka ne sorulur ki yahu?” diyenler oldu.
Oysa taahhütname açık: Temsil ettiği marka, parfüm, kıyafet, ayakkabı, çanta ve müzikle ilgili her türlü soru serbest!
Bu boktan konularla ilgilenmeyeceksen niçin magazincilik yapıyorsun hemşerim?
Bunları kendine yediremiyorsan ciddi takıl, hükümeti eleştir, İlhan ağabeyine destek ol, falan. Yorma bizi.
Öyle ya, bu kadına ne sorulur? Sorulsa sorulsa, belki Gora filminde Cem Yılmaz’ın robota sorduğu soru sorulur: “Her taraftan çeker misin? Her yerden alır mısın?”
O da ya boş boş bakacak, ya da kendi itikadınca “aaa, üstüme iyilik sağlık ayol” gibilerden bir şeyler diyecek. (Bu cümle İngilizce’de nasıl söylenir, bilemedim.)
Arkadaşlar yanlış yapmışlar. Ben olsam o basın toplantısına gider ve inadına sorardım:
“Paris hanım… Sizce, seksen üç yaşında bir yazar sabaha karşı dört otuzda evinden alınır mı?”
“What?” … (”Buyur?” anlamına geliyor.)
“Never mind” … (”Takma kafana” demek.)
Fakat, kadın bir de hepimizden akıllı çıkar ve dermiş ki:
“Demokrasilerde hukukun politikaya alet edilerek parti kapatılmasına karşıyım!”
Al Türkçe öğret, Hıncal’ın yerine köşe yazarı yap, bembeyaz boşluğunu doldursun.

EtiketEtiketler: , , , ,

Neler oluyor

Yorumlayın Kategori: Duydunuzmu, Köşe gönderi, 24 Mart 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

ImageShackTürkiye, son iki senesi gerilim filmlerini aratmayacak kadar adrenalini yüksek bir 6 yıl geçirdi ve tansiyon hâlâ yükseliyor.

Geriye dönüp süreç dikkatli gözlerle incelendiğinde herkesin rolünü oynadığı çok daha iyi anlaşılıyor.

Meğer belirli çevrelerde AK Parti’yi kapatma senaryoları ‘fütursuzca’ 6-7 aydır konuşuluyormuş. Bu da 2007’de 22 Temmuz seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz senaryonun devreye sokulduğu anlamına geliyordu. Dolayısıyla, iddianameye malzeme sağlamak üzere bazı gazete ve TV’lerin olağanüstü çabalarını da anlamlı kılıyordu. Show Haber’e transfer olan Ali Kırca’nın elemanlarını gizli kamerayla sahaya sürmesi, akıllardan çıkmış değildi. 22 Temmuz seçim sonuçları ve ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde istediklerini alamayan, -Hasan Celal Güzel’in tabiriyle- ‘jakoben oligarşi’ için bu bir hayal kırıklığıydı. Fakat film bitmemişti. Konsept değişikliğine uğramış senaryonun ikinci bölümüne geçilmişti.
Devamı »

Etiket

En büyük düşmanım

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, ra, 13 Mart 2008 tarihinde canarkadaş yazmış..

demirel

39 yaşındayım, kendisine hiç oy vermememe rağmen, hayatımın 30 yılından fazlasında onun varlığının olumsuz etkileri vardı, onun tarif etmek için kullandığım tabir; içerdeki el..

O her zaman dış’ın adamı olmuştur.. Onun hiç bir icraatında saf bir ülke menfaati yoktur.. Gün gelmiş sağcılar cinayet işliyor demem, gün gelmiş verdimse ben verdim, gün gelmiş Allah, kitap, Kur’an, gün gelmiş türban aşırı uçların şeriatı getirme aracıdır demiştir.. Gün gelmiş insanları 36 yaşında emekli eden yasa çıkartmış, gün gelmiş herkese 1 araba 1 ev deyip seçim kazanmış, seçimden sonra da pişkin pişkin dün dündür bugün bugündür demiştir..

Gençken bu tip insanlar için “ya bir insan nasıl bu kadar sevgi siz olabilir” derdim, bu tip insanların ortak paydası yalnız ve acılar içinde ölmeleridir, onlar kendilerinden başka hiç bir şeye değer vermez, dolayısıyla hiç bir şeyi sevemezler, ölüm yaklaştıkçada daha navraksız, daha netameli bir insan olurlar, Süleyman Demirel’in yüzüne her baktığımda bu haleti ruhiyeyi görüyorum..

Kendisini, hayatımı, hayatı daha iyi analiz edecek duruma geldiğimde 30 yaşındaydım, (herkesin aşağı yukarı bu yaşlarda jetonu düşer) kendisinin nasıl nasıl rüzgar gülü bir yaratık olduğunu farketmemde bu döneme rastlar, o gün bugündür eminim, doğduğum günden beri benim en büyük düşmanım Süleyman Demirel’dir..

Kendisinin görev süresinin uzatılmayacağını ve devre dışı kalacağını hissettiğim an en mutlu olduğum anlardan biridir, lakin o içerde ki el görevini ısrarla sürdürmeye çalışmaktadır, sırça köşklerdekilerin işlerine gelen söylemlerle ikide bir orada burada konuşmaya devam ediyor, hakkımı helal etmeyeceğim bir kaç kişiden biri Süleyman Demirel’dir..

Hasan Celal Güzel’in bu yazısı ne kadar haklı olduğumu bir kez daha gösterdi, alıntılamadan duramadım..

Demirel, irtica ve laiklik

‘İslâm’ın getirdiği ana kaidelerle, hukukun üstünlüğüne dayanan anayasa devletinin kaideleri arasında çelişki yoktur.’ ‘Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır(…) Allah’ı bilen, Kur’ânı bilen, Peygamberi bilen insanlardan bir kötülük gelmez.’
‘… Halbuki Müslümanlık Cumhuriyet’in temelinde var(…) Türkiye Cumhuriyeti’nde başbakanlık arabasıyla cuma namazına giden ilk adam benim(…) Bugün Türkiye’yi bir arada tutan en büyük bağ, millet bağı olarak söylüyorum, Müslümanlıktır.’
‘İrtica tartışması yanlış yapılıyor. TC kanunlarında irtica diye bir suç yoktur. (…)
İslâm’ın içinde irtica aramak yanlıştır. Din ve dindarlardan korkmak yanlıştır.’
‘İslâm’ın icaplarına daha çok sarılma ihtiyacını gençlerimizin duymuş olması, geleceğimizin teminatıdır. Nihayet, bu milletin çocuklarının kendi dinlerinin icaplarına uymalarını yadırgamanın mânâsını anlamam. Uymaları tabiÓdir, uymalarını yadırgamak, bence, izahı kabil olmayan bir durumdur.’
İslâmiyet hem dünyayı tanzim etmiştir, hem âhireti.’
‘Aslında, 1924 Anayasas’ında da ‘Türk devletinin dini, din-i İslâmdır’ denildiğine göre, o günkü devlet de bir İslâm Cumhuriyetidir. ‘Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyet elden gidiyor’ şeklindeki beyanların, bence, iyi bakıldığı zaman tutarlılığı yoktur. Atatürk’ün kurduğu devlet laik devlet değildir. İslâm devletidir.’
‘Tevhid-i Tedrisat Kanunu bir semavî kitap değil ki. Şayet Kur’ân kursları veya din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir; Tevhid-i Tedrisat kanunudur.’
‘TC yokken Müslümanlık vardı. Aslına bakarsanız TC’ni var eden, ayakta tutan da Müslümanlıktır. 21 Nisan 1920′de Atatürk’ün gönderdiği tamim var. TBMM’nin açılmasından iki gün önce. ‘Buharî-i Şerifler okunsun, salâvat-ı şerife getirilsin, mevlid okunsun, Kur’ân kıraat edilsin’ diye.’
‘Temelinde ahlâk, temelinde manevî değerler manzumesi mevcut olmayan memleketlerin, temelinde inanç mevcut olmayan memleketlerin büyük sıkıntılara düştüğünü tarih göstermiştir.’
‘Nüfusunun yüzde 90′ı Müslüman olan bir memlekette dinî tedrisat kadar tabiî bir şey olamaz. Ancak, birçok çevreler, Türkiye’de Allah’ın adı ağızlara alınırsa, irticaya mı kayıverir diye endişeyle düşünmüşlerdir’(…) ‘İrtica tehlikesi vardır diye kimi tehlike sayıyorsunuz? Camiye giden, namazında niyazında olan insan tehlike sayılır mı?’(…) Eğer dindarlığı tehlike sayıyorsanız, günah işliyorsunuz ve vebal altındasınız. İnsanlığın temel haklarına tasallut ve tecavüz halindesiniz.’
‘Her müdahale öncesinde bu iddialar yapılmıştır. 1960 öncesinde, 71 öncesinde, 80 öncesinde yapılmıştır.’
‘Bence Anayasa Mahkemesi’yle başörtüsü olayını ayrı mütalâa etmek lâzım(…) Aslında üniversite yönetimleri de hiçbir mesele yapmadan bunu halledebilirdi(…) Benim söylediğim şu oldu: Serbest bırakalım. İsteyen bağlasın, isteyen açsın (…) Bağlamayana karışılmadığı gibi, bağlayana da karışılmasın.’

‘Cumhuriyet’in ilk yılları, daha sonra dalgalanan devirler, bir miktar ifrattan tefrite gitmiştir. Bir uçtan öbür uca gitmiştir. Cemiyet hayatını hem dünya meselelerinden hem ahiret meselelerinden tecrit etmek mümkün değildir.’
‘İmam hatip okullarının gayesi sadece din adamı yetiştirmek değildir. Dini bilen Türk vatandaşları doktor, mühendis, hâkim olsa, daha iyi değil mi?’
‘… Kur’ân bizim hayatımızın rehberi olmuştur. Yol göstericimiz olmuştur. Devlet hayatımızda da, devletimizi idare edenlere Kur’ân’daki hakikatler yol göstermiş, yön vermiştir.’
‘Kişi başını örtmek istiyorsa örtsün, Ona niye karışılıyor? Başörtüsünün laiklikle bir ilgisi yoktur. Kanunların yasaklamadığı bir kıyafettir(…) Zaten bunlar denenmiş, örtülerin ve diğer kıyafetlerin kaldırılması denenmiş, Kaldırılabilmiş mi?’
* * *
Değerli okuyucular, bütün bu sözleri Süleyman Demirel’in, 1991′de Yeni Asya Gazetesi Neşriyatı olarak çıkan ‘İslâm, Demokrasi, Laiklik’ adlı kitabından iktibas ettik.
Demirel’in meşhur ‘Dün dündür, bugün bugündür’ sözüne ne kadar uygun değil mi?… Dün, laikliğin din düşmanlığı şeklinde anlaşıldığını söyleyen, irtica ithamlarına karşı çıkan, başörtüsünü savunan Demirel, bugün, başörtülü kız öğrencilerin Suudi Arabistan’a gitmesini istiyor ve ‘Türban, şeriat devleti arayan İslâmî cereyanların kullandığı araçlardan biri’ diyebiliyor.
Demirel, 67 yaşındayken yayınlanan kitabının tam 7 yerinde, “Türkiye’de herkes göğsünü gere gere ‘Ben Müslümanım’ diyebilmelidir” ifadesini kullanıyor.
Sorarım size, Demirel’in bu dediklerinin birini Başbakan Erdoğan söylemiş olsaydı, nasıl tepki alırdı?..
* * *
Demirel’in son söyledikleri konusunda en iyi yorumu, gene kendi sözlerinden iktibas ederek yapalım: “Bakara Sûresi’nin 8, 9, 10, 11. âyetlerinde ‘Münafıklara dikkat edin’ dediği hadise odur. Aman tereddüde düşmeyin. Münafıklara dikkat edin. Çünkü münafıkların görevi tereddüt meydana getirmektir. VE HAKTA SEBAT ÇİLELİ BİR İŞTİR” (a.g.e., s. 110).

Hasan Celal Güzel/Radikal

EtiketEtiketler: , , , , , , , , , ,

Sayfa 2/13«12345»...Son »


Giriş