Taraf

‘ Köşe gönderi ’ Kategori

“ideal vatandaş”, Alevi gibi yaşayan bir Sünnidir..

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 31 Mayıs 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 62 kez okunmuş..

Ahmet Altan

Yalancı laikler

Yalandan bıktım.
Devleti, bürokratı, partisi, gazetecisiyle bir toplum nasıl bu kadar yalan söyler, kavramak gerçekten güç.
Bizim en büyük sorunumuz ne bugünlerde?
Laiklik, değil mi?
Devlet erkânımız ve yandaşları laiklik istiyorlar ve laiklik tehlikeye düşecek diye korkuyorlar, değil mi?
İşte bu, benim rastladığım en büyük yalan.
Vatikan Devleti ne kadar laiklik istiyorsa bizim devlet de o kadar laiklik istiyor.
Çünkü “dinî” açıdan bizim en çok benzediğimiz devlet Vatikan Devleti.
Vatikan, Hıristiyan dininin Katolik mezhebinin devleti.
Peki biz?
Biz de Müslüman dininin Sünni mezhebinin devletiyiz.
Siz bizim devletin herhangi bir kademesinde Müslüman olmayan birine rastladınız mı?
Peki, Sünni olmadığını açıkça söyleyebilen birine rastladınız mı?
Yahudi bir Yüzbaşımız, Ermeni bir diplomatımız, Rum bir posta müdürümüz var mı?
Olabilir mi?
İstedikleri kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsunlar “gayrimüslimler” devlet katlarında görev alamazlar.
Onu da bir yana bırakın.
Müslüman olmayan vatandaşlarımızı devlet resmen “yabancı” olarak görür, bir önceki cumhurbaşkanı onların “yabancı” olduğunu açıkça resmî kararlarına geçirtti.
Kendi vatandaşlarını “dinine” göre tasnif eden bir devlet laik, öyle mi?
Bu devletin laiklikle alakası yok ama sadece bu kadar da değil.
Müslüman olmak yetmez.
Siz hiç Alevi olduğunu açıkça söyleyen bir general gördünüz mü?
“Ben Aleviyim” diyen bir Maliye müfettişiyle karşılaştınız mı?
Aleviler de kimliklerini açıkça beyan ederlerse devlet dairelerinde iş bulamazlar.
Bu devlet, Müslüman Sünni olmayanlara güvenmez ve onları içine almaz.
Vatikan da böyledir.
Hıristiyan olmayanlara orada yer olmadığı gibi Protestanlara da yer yoktur.
Biz bu açıdan Vatikan’a birebir benzeriz.
Vatikan’a benzemediğimiz yanımız ise en “komik” yanımızdır.
Bizim devlet sadece “Sünnilere” kapılarını açar ama Sünnilerin Sünni gibi yaşamasını da yasaklar.
Sünni olmayanlara devlet kapıları kapalı olduğu gibi Sünni usullere göre yaşayanlara da devlet kapıları kapalıdır.
Bizim devletin istediği “ideal vatandaş”, Alevi gibi yaşayan bir Sünnidir.
Devamı »

Etiket

Sizce ben faşist bir laik miyim?

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 13 Mayıs 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 145 kez okunmuş..

Putkırıcı Ertuğrul putperest Rehn’e karşı

Salih Tuna Canı oldukça sıkkın görülüyor. Son derece keyifsiz, huzursuz, dahası rahatsız bir hali var.

Tez elden atlatır inşallah, diyeceğim, ama, pek atlatacak gibi görünmüyor!

NTV’de, “dedikodu” yazılarına yapılan eleştirilere cevap verirken müthiş gergindi.

“1 Mayıs’ta polisin ölçüsüz saldırısı gibi bana da burada ölçüsüz bir saldırı var.” diyebilecek kadar da ölçüyü şaşırmıştı.

Ne yalan söyleyeyim, içim burkuldu!

Hele, kendisiyle alay edenleri söz konusu ederken yüzünü bir ekşitti ki, maazallah, yüzü ilelebet öyle kalacak sandım.

Kendisini kasmasa, 28 Şubat sürecinde olduğu gibi biraz rahat bıraksa, hiç kuşkusuz bu kadar gerilmezdi.

Mesela, yargının bağımsızlığı gibi lafazanlıklarla Ak Parti’nin kapatılmasını canı gönülden istediğini maskelemek yerine, “Her şey hukuktan ibaret değil…” sözünü yineleyebilse veya üslubunu eleştirdiği Başbakana, “Beni korkutuyor” yollu çekinik tepki koyacağına, eski günlerdeki gibi, “Muhtar bile olamaz” manşetleriyle aslanlar gibi kükreyebilse acayip rahatlayacak ama, nerdeee!..

Olmuyor, yapamıyor işte!

Ah şu konjonktürün gözü kör olsun! Başka ne diyeyim.

Ergenekon mevzuunda “gık”ını çıkarmaması üzerine, “Önce bir iddianameyi görelim!..” derken, gerginliği had safhaya varmıştı.

Akılcağızına, iddianame şöyle dursun, ortada fol yok yumurta yokken, Konya’ya hasta bir çocuğun testisleri üzerinden “türban faciası” üretme gayreti, şehirlerarası otobüs molasında namaz kılan bir yolcunun üzerinden “aha da laiklik elden gitti” yollu feryadı gelmiştir mutlaka.

Saygın bir din adamının evine gösterilen tecessüsün binde birini, Ümraniye çöplüğünde bulunan cephanelikten esirgemenin, iddianame merakıyla açıklanamayacağı aklına hiç gelmez olur mu?

Elbette gelir.

Gelince de, o kahrolası gerginlik kaçınılmaz olur.

Kıvraklığını, “Beni izleyen yılanın bile beli kırılır…” şeklinde açıklamasına bakıp da, her bir şeyi “gevşekliğe” vurup sinirlenmeyeceğini sanmayın.

Nihayetinde o da bir insan evladı. Nasıl gerilmesin?!

Her şeyden evvel bu ‘maç’ çok uzadı.

Üstelik hangi pozisyona oynayabileceğini kestirebilecek kadar net bir skor yok ortada.

Kapatma davası sonucunda kim kazanacak, kim kaybedecek henüz muamma.
Devamı »

EtiketEtiketler: , , , ,

Atatürk’de sansürlenir..

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 9 Mayıs 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 170 kez okunmuş..

Hürriyet’de “hürriyet” olmadığını yine Taha Kıvanç belgelemiş, emellerine ulaştıklarında en keskin Atatürk muhalifi olacak olan bu doğan grubu, bu; aramızda ki irlandalılar daha çook bela olacaklar bu milletin başına..

Hürriyet Atatürk’ü de sansürlemiş (14 05 2008′DE YALANLANDI)

Taha Kıvanç Evde internetten okuduğum Hadi Uluengin’in Gülen Cemaati’ne ait okullarla ilgili o çok hoş ‘Zil nasıl çalıyor?’ başlıklı yazısını bir daha -bu defa basılı nüshadan- okumaya kalktığımda bir şaşırdım, bir şaşırdım. Ünlü pop sosyolog yönetiminde çıkan Hürriyet söz konusu olduğu için hiç şaşırmamam gerekirdi aslında. Özellikle de, kovulan popüler yazarı “Yazılarımı sansürlediler” iddiasını mahkemeye sunmuşken…

Hürriyet’te bir zamanlar Emin Çölaşan için çalışan makas, o gidince dikkatini Hadi Uluengin’e çevirmiş demek ki…

Çölaşan’ın 1 Aralık 1999 tarihinde çıkan ‘Enerji’ başlıklı yazısı içindeki Mesut Yılmaz’ı çağrıştıran bölümler ayıklanarak yayımlanmıştı biliyorsunuz. Kayıtlara geçsin diye tarihiyle kaydediyorum: Hadi Uluengin’in 7 Mayıs 2008 tarihli yazısı da, içinde Mustafa Kemal ve Türk bayrağı geçen paragrafı bütünüyle atılarak, başka paragraflar da kuşa çevrilerek internete konuldu.
Devamı »

EtiketEtiketler: , , , , ,

Telefonum çaldı, arayan başbakandı

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 7 Mayıs 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 151 kez okunmuş..

Ertuğrul Bey’i niçin davet etmediniz?

Salih Tuna Sayın Başbakan gazetecilerle bir evde toplanıp memleket meseleleri üzerine muhabbet etmek istiyorsa mutlaka onu da çağırsın.

Öyle ayrım gayrım yapmasın.

Sabah’tan Ergun Babahan, Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Doğan Grubu’ndan Taha Akyol, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Star’dan Musatafa Karaalioğlu var ama Ertuğrul Özkök yok.

Oldu mu şimdi?

“Makul akıl insanı” bak ne kadar kırılmış:

Davet edilmemesini, lafın belini biraz kırsa da, nihayetinde, “belli bir öfkeyi ve kızgınlığı yansıtan bir motif”e bağlamış.

Daha beteri, “anti-demokratik” ve “çoğunlukçuluk” zihniyetinin tezahürüdür bu, demeye getirmiş.

Bu arada, her siyasetçinin, istediği gazetecilerle konuşma özgürlüğü olduğunu ifade etmeyi de ihmal etmemiş tabii.

Böyle hakikatli, böyle güzel bir insan Ertuğrul Özkök.

“Sakın bunu bir sitem yazısı olarak algılamayın.” demesine bakmayın siz; fena halde kırıldığı besbelli.

Alışkın olduğu bir şey olsa hadi neyse; lakin yıllar yılı, “Telefonum çaldı, arayan başbakandı…” şeklinde lakırdılar eden bir insan evladı için gerçekten de hazmedilir bir şey değil bu.
Devamı »

EtiketEtiketler: , , ,

“Babana söyle de beni buradan kurtarsın.”

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 24 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 166 kez okunmuş..

Neredeyse yirmi yıldır okuduğum, allame saydığım Engin Ardıç yeni lider arayışlarını irdelemiş, HULUÇ’un bir lider pırtlatma girişiminnde ifşa edildiği yazıyı alıntıladım, buyrun, valla ben çok tad aldım, afiyet olsun..

Gökten zembille

Engin Ardıçİktidardan nefret eden ama bir o kadar muhalefetten de yaka silken bazı gazeteciler, “yeni bir parti, yeni bir lider” arayışına girdiler.
Fakat gazete köşesinden memleket yönetilemediği gibi, kâğıt üzerinde muhalefet de yaratılamıyor.
Üstelik bu yeni parti, yeni başkanıyla, yalnız muhalefet bayrağını hemen eline almakla kalmayacak, ilk fırsatta iktidara da gelecekmiş!
Fakat bir yandan bunu söylüyorlar, bir yandan “ufukta böyle bir ışığın, böyle bir gelişmenin görünmediğini” de kabul ediyorlar! Bu hazin çelişki, aklı başında olanlarında burukluk yaratıyor; utanma duygusundan hepten yoksun olanlar da pişmiş kelle gibi sırıtıyorlar…
TÜSİAD başkanı Sayın Arzuhan Yalçındağ’ı bu partinin başında görmek isteyenler çıktı. (Satır arası: “Babana söyle de beni buradan kurtarsın.” )
Devamı »

EtiketEtiketler: , , , ,

Savaş, Kanadoğlu, Yalçınkaya

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 19 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 131 kez okunmuş..

Perihan Mağden

Perihan Mağden uyuma Türkiye diyor..

Demokrasinin Pabucu

Kırmızı Top, karyolanın altına itildi. Çocuk Türk Milleti, Kırmızı Top hiç varolmamış gibi yapacak.
Kapatma Davası (Kırmızı Top) mühim değilmiş/öyle ya da böyle Bu Mesele halledilirmiş gibi hislere gark olup- Hepten unutup-
İşte AK Parti bu arada taktik geliştirmeye çalışacak. ‘Öyle mi yapsak? Böyle mi?’ ‘Diklenmeden dik durmaya’ çalışacak. Uğraşacak.
“Kapatılmak istenen AK Parti değil;
Türkiye’de bir kez daha, Demokrasi İhtimali.” Böyle bakılmalı hadiseye.
“AMA onlar DA çok ileri gitmişlerdi.”
BU BAKIŞ: bu Büyük Gazete/Küçük CHP bakışı, halk nezdinde satın alınmasa da, itibar görmese de, HEMEN HERKES AK Parti’nin çok ileri gitmiş olduğu konusunda sessiz bir konsensüs içindeymiş gibi yapılacak. Antide-
mokratların Pazarlama Teknikleri. Hep aynı.
Geçen haftalarda Taraf’taki yazısında Yasemin Çongar, Yargı’da, Anayasa Mahkemesi’nde vicdanların sızlayıp sızlamadığını sorguluyordu. Anayasa Mahkemesi Üyelerinin 367 Kararı’nı ‘zorla’, ‘zorlamayla’ aldıklarını açık seçik belirtiyor, ‘Ama olmaz paşam’lara rağmen, o zaman e-muhtıra yerine, d-darbe’yle (nerdeyse) tehdit edilerek, bu kararı almak durumunda ‘bırakıldıklarını’ yazıyordu.
Devamı »

EtiketEtiketler: , ,

Türkan Saylan..

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 3 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 204 kez okunmuş..

ImageShack

İyi bilgi‘den Türkan Saylan analizi..

“Madalyon”un diğer yüzü: Türkan Saylan”

Alternatif bile olsa biyografiye “doğum tarihi” ile başlamak esastır! Ancak bu seferki istisnai bir durum… Zira Türkan Saylan’ın hayatına etki eden olaylar zinciri “doğum” ile başlamıyor.

Annesinin hamile olduğunu anlamasıyla başlıyor! Saylan hayatını anlattığı “Güneş Umuttan Şimdi Doğar” kitabında annesinin Müslüman oluşunun ani öyküsünü şöyle anlatıyor: “Annem bana hamile kalınca Müslüman oluyor. İngilizcesinden Kur’an’ı okuyor. İyi bir Türk gelini olabilmenin tüm koşullarını yaratmaya çalışıyor. Örneğin oruç tutardı. Biz hiçbirimiz evde oruç tutmazken o tutardı.”

Anlaşılıyor ki Saylan’ın annesi gayr-ı müslim. Bu bir şey demek değil. Ancak kendisi ne henüz belli değil.

Zaten resmi bilgiler de bu “tenakuzu” yansıtıyor. Saylan’ın doğum tarihi 1935 İstanbul. Ve fakat annenin Müslüman ismi aldığı “kesin” tarih 1936. Yani Saylan’ın hayatına ilişkin anlattıklarını “kılpayı” teyit ediyor.

Muhtemelen valide hanım, hamile kaldığını anlıyor, ama “doğurana kadar bekleyeyim” diyor ve sanırız Soyadı Kanunu’na da denk düştüğünden isim o zaman değişiyor. Yine de bu tarihlerde gariplik olduğunu not düşmek lazım. Düşününce anlarsınız!

Ama 1936 yılının kesin olduğunu tekraren söylemek lazım. Zira kaynak sadece Nüfus İdaresi değil! Milli İstihbarat Teşkilatı da aynı kanaatte. Bilmeyenler “ne alaka” diyebilir, geleceğiz.

Bir kişinin etnik veya din kimliğinin önemi var mı derseniz… Bir kişinin yok. Ama bu kişinin var. Ona da geleceğiz.

Devamı »

EtiketEtiketler: , , , , ,

Ya da 2000 yıl geriye gidelim..

Yorumlayın Kategori: Köşe gönderi, 2 Nisan 2008 tarihinde canarkadaş yazmış, 151 kez okunmuş..

Dün iddianamenin kabulü haberinin altına bir yorum düştü. ‘Darbeciler’in kafasını açacak bir yorum. Kutsal niyetini ve o niyete düşen sefil kısmeti gizlemeye tamah etmeyen bir yorum.

ImageShack

ImageShack

H. Gökhan Özgün/Radikal

Çok ilerici az gericiler

Dün Miliyet’in internet sitesine Anayasa Mahkemesi’nin iddianameyi kabul kararı düşünce, altına okuyucu yorumları da düştü. İlk düşen yorum, bence tarihi bir yorumdu. ‘Darbeciler’in kafasını açacak bir yorum. Kutsal niyetini ve o niyete düşen sefil kısmeti gizlemeye tamah etmeyen bir yorum.

Eminim bütün ‘darbeciler’ birleşip bu yorumun altına imzanızı atarsınız. Atmazsanız, namertsiniz. Çünkü Türkiye’yi gerçekten ileriye götürdüğünüzü düşünüyor olamazsınız.

Yorum: “İyi olmuş. Türkiye 100 yıl geriye gideceğine, 20 yıl geriye gitsin daha iyi.”

İşte empati duymamız beklenen zihniyet ve onun gelecek tasavvuru. Biz iktidarda değilsek, toplum geriye gidiyordur. O halde, onu ‘daha az geriye’ götürmek bizim görevimizdir. Toplum mühendisliği sahada çalışırken nasıl konuşur, işte örneği

Devamı »

EtiketEtiketler: , , ,

Sayfa 1/1312345»...Son »


Giriş