İhtiyarlık gelmeden gençliği
Hastalık gelmeden sağlığı
Fakirlik gelmeden zenginliği
Meşguliyet gelmeden zamanı
Ölüm gelmeden ömrü
Hz. Muhammed
Devamı
İhtiyarlık gelmeden gençliği
Hastalık gelmeden sağlığı
Fakirlik gelmeden zenginliği
Meşguliyet gelmeden zamanı
Ölüm gelmeden ömrü
Hz. Muhammed
Devamı
DevamıUlemanın yanında dilini koru !
Evliyanın yanında gönlünü koru !
Namazdayken kalbini koru !
Yemekteyken mideni koru !
Başkasının evinde gözünü koru !
Halkın arasında dilini koru !
İki şeyi unutma: Allah’ı ve ölümü !
İki şeyi unut: Başkasına yaptığın iyiliği,
başkasından gördüğün kötülüğü !
Sevda çeker, düşünürüm, ağlarım
Devamı
Çocukluğumdan beri kömürlüğün aynı köşesinde duran, ağzı bile hiç açılmayan çuvalın birden aklıma gelmesi, geçmişle hesaplaşma isteğim değildi. Sığ, sıradan bir istekti. Çuvalın içindekiler, herkesin evinin baş köşesine koymak için can attığı şeylerdi. Şimdi onlar modaydı. Bu husus çok da önemli değil. Önemli olan, modern hayatın keşmekeşi içerisinde unuttuğumuzu sandığımız acıların, sevinçlerin, umutsuzlukların, yenilgilerin, zaferlerin, daha nice duyguların hiç de hazırlıklı olmadığımız zamanlarda, birden kendilerini hatırlatmaları ve içimizi geçmişin sularıyla yıkamaları, arındırmaları…
Devamı
Bir resim gördüm kitabın üstünde
Sonra bir resim de ben çizdim.
Saçlarını savurdum rüzgarın hoyrat ellerine
Gözlerinde mutluluğu estirdim.
Ve adını yazdım bir kenarınaVe içimi döktüm çaresizce satırlara
Hüzünlendim birden
Ve kelimeler dizildi ardısıra
“Ben sana mecburumSen yoksun.”
Kar yağar yüce dağlaraBeyazların en beyazından
Dallara çiçekler düşer ilkbaharda
Beyaz, en beyaz, renkleri hep beyzâ…
Rüyâma girersin sabaha karşı
Titremeyle uyanırım, yokluğunla
Ansızın harfler yine dökülür dilimden
Boşlukta yine adın yazılır:Beyzâ…
Elimdeki kağıdı önce kırmızıya boyadım
Sonra yeşilden çizgiler çektim üstüne
Ve aklıma
Yıllar önce okuduğum bir kitap geldi
Sanki aynı satırları yeniden okudum:
“Yeşil bağla ala karşı
Yakışmazsa öldür beni…”
“Ve Itır çekildi pencereden
Utandı, başını öne eğdi.”
Sonra adını yazdım siyah kalemle
O yeşil çizgilerin arasına: Beyzâ…
Sonra tekrar dağlara baktım
Bu sefer renklerine is düştü
Dağ başında bulutları morarmış gördüm
Güvercinin mor kanadına
Seni sordum
Zaman sensiz geçmiyor
Uyku girmiyor gözüme geceleri
Duvarları bile beyaza boyadım
Karanlık, beyazını gölgeliyor
Düşündükçe
Tüm bunlar rüyaymış gibi geliyor
Beliriyor hayalin birdenbire duvarda
Uzanıyorum
Tutamıyorum
Bağırıyorum ardından:
Beyzââââ….
Koşuyorum ardından tüm gece boyu
Sonra kabuslar konuk oluyor
Hayallerimi darmadağın ediyor
Deli bir rüzgar
Döküyor çiçeklerini baharımın
Bir hoyrat el
Siyah küller savuruyor
Beyaz karlar üstüne…
Ve sonra kefenin biçiliyor beyaz bir kumaştan
Tabutuna yeşil bir yemeni örtüyorlar
Yeşilin en güzelinden
Yeşil sana yakışırdı, beyaz da öyle
Kefeninde bir leke bile yok siyahtan
Ama toprağın siyah eli
Karalıyor bedenini Beyzâ…
Yine beliriyorsun bir serap gibi
Sesin bu defa çok uzaklardan geliyor
Sanki cennetten, hurilerin içinden
Gülümsüyorsun…
O kadar güzelleşmişsin ki
Dünyada bu kadar yakın olmamıştım sana
Çabuk gelmemi istiyorsun Beyazlar ötesinden, çiçekler bahçesinden..
Bu kadar günahımla nasıl gelirim Beyza
Yıkanırken bedenim, kabirde kefenim kararır
Düşündükçe
Düşündükçe elemlenirim, benzim sararır…
Yeşil ve mavi boyasıydı
Sen gidince karaya büründü dünya
Karlara ve bahara leke sürdüler Beyzâ
Sen gidince bu garibi hor gördüler Beyzâ
Sana kavuşmayı bana zor gördüler, çok gördüler Beyzâ…
(Mehmet Bilir 12.01.1996 Elmadağ)
Devamı
Karşılığı..