content top

23

23

Uyandığım da on bire beş vardı,

Daha kendime gelmeden, hasretin geldi,

Yine oturdu yanı başıma,

Senden bahseder etmez,

Hatıraların öyle bir geldi,

Anlatamaya, kelimeler yetmez,

Devamı

26

26

Koşuyorum ardından gün boyu,

Her yer kar, diz boyu,

Her yer bembeyaz,

Baktıkça dalıyorum, hafıza boyu,

Devamı

11

11

2048 yılı Eylül ayının son günlerinden birinde, MRM hanım İstanbul dan bindiği trenden, rahat bir yolculuktan sonra, İzmir ilinin Çamdibi semtin de, tren gara yaklaşır yaklaşmaz yaşından beklenmeyecek bir atiklikle indi. İner inmez, indiği son teknoloji ürünü Trene hayranlıkla, bir kez daha baktı, gelişmiş ülkelerden otuz kırk yıl sonra ülkesine gelen bu süper hızlı tren çok hoşuna gitmişti, ama kırk dört yıl önce rahmetli eşi ile buraya balayına geldikleri tren de fena sayılmazdı. İşte kırk dört yıl sonra o günleri anmak için İzmir e gelmişti.

Devamı

8

8

Şehrin en şatafatlı semtlerinden birinde, meşhur Mado tatlıcısının ikinci katında, rahatsız eden demir sandalyede kıpır kıpır, heyecanla, masanın üstünde duran TEK GÜL e bakarak oturuyordu.

Cam kenarında, dışarıda atan hayatı, yoldan geçen araçların ne sesini ne de görüntüsünü, fark etmeden, onu, NUR YÜZLÜ sünü bekliyordu.

Devamı

27

27

Hani bir gün demiştim sana,

Yemek pişirmeyi öğretirmisin bana,

Buraya, dört yüz altı kilometre,

Uzağına, geldiğimden bu yana,

Devamı

Beyza

©

Beyza

Bir resim gördüm kitabın üstünde

Sonra bir resim de ben çizdim.

Saçlarını savurdum rüzgarın hoyrat ellerine

Gözlerinde mutluluğu estirdim.

Ve adını yazdım bir kenarınaVe içimi döktüm çaresizce satırlara

Hüzünlendim birden

Ve kelimeler dizildi ardısıra

“Ben sana mecburumSen yoksun.”

Kar yağar yüce dağlaraBeyazların en beyazından

Dallara çiçekler düşer ilkbaharda

Beyaz, en beyaz, renkleri hep beyzâ…

Rüyâma girersin sabaha karşı

Titremeyle uyanırım, yokluğunla

Ansızın harfler yine dökülür dilimden

Boşlukta yine adın yazılır:Beyzâ…

Elimdeki kağıdı önce kırmızıya boyadım

Sonra yeşilden çizgiler çektim üstüne

Ve aklıma

Yıllar önce okuduğum bir kitap geldi

Sanki aynı satırları yeniden okudum:

“Yeşil bağla ala karşı

Yakışmazsa öldür beni…”

“Ve Itır çekildi pencereden

Utandı, başını öne eğdi.”

Sonra adını yazdım siyah kalemle

O yeşil çizgilerin arasına: Beyzâ…

Sonra tekrar dağlara baktım

Bu sefer renklerine is düştü

Dağ başında bulutları morarmış gördüm

Güvercinin mor kanadına

Seni sordum

Zaman sensiz geçmiyor

Uyku girmiyor gözüme geceleri

Duvarları bile beyaza boyadım

Karanlık, beyazını gölgeliyor

Düşündükçe

Tüm bunlar rüyaymış gibi geliyor

Beliriyor hayalin birdenbire duvarda

Uzanıyorum

Tutamıyorum

Bağırıyorum ardından:

Beyzââââ….

Koşuyorum ardından tüm gece boyu

Sonra kabuslar konuk oluyor

Hayallerimi darmadağın ediyor

Deli bir rüzgar

Döküyor çiçeklerini baharımın

Bir hoyrat el

Siyah küller savuruyor

Beyaz karlar üstüne…

Ve sonra kefenin biçiliyor beyaz bir kumaştan

Tabutuna yeşil bir yemeni örtüyorlar

Yeşilin en güzelinden

Yeşil sana yakışırdı, beyaz da öyle

Kefeninde bir leke bile yok siyahtan

Ama toprağın siyah eli

Karalıyor bedenini Beyzâ…

Yine beliriyorsun bir serap gibi

Sesin bu defa çok uzaklardan geliyor

Sanki cennetten, hurilerin içinden

Gülümsüyorsun…

O kadar güzelleşmişsin ki

Dünyada bu kadar yakın olmamıştım sana

Çabuk gelmemi istiyorsun Beyazlar ötesinden, çiçekler bahçesinden..

Bu kadar günahımla nasıl gelirim Beyza

Yıkanırken bedenim, kabirde kefenim kararır

Düşündükçe

Düşündükçe elemlenirim, benzim sararır…

Yeşil ve mavi boyasıydı

Sen gidince karaya büründü dünya

Karlara ve bahara leke sürdüler Beyzâ

Sen gidince bu garibi hor gördüler Beyzâ

Sana kavuşmayı bana zor gördüler, çok gördüler Beyzâ…

(Mehmet Bilir 12.01.1996 Elmadağ)

Devamı

SENİ TANIMIYORUM

SENİ TANIMIYORUM

MRM: Sen gerçek misin…

RA: 🙂 Nasıl??

MRM: Biri, bir insan bu kadar iyi olabilir mi??

RA: 🙂 Olur, olur.. Ama..

MRM: Ama??

RA: Ama, buna sen karar vereceksin..

MRM: Neye?

RA: İyi miyim, değil miyim ve….

MRM: Ve…

RA: Beni iyi olduğum için mi? Kendin için mi sevdiğine…

MRM: Kendim için mi?

RA: Evet.. Ben seni kendim için seviyorum..

MRM: Kendim için sevmek? Ne demek?

RA: ….. Kendinin.. Kişiliğinin.. Hayallerinin..

RA: Asıl SEN’in… Asıl MRM’in.. İstediğini sevmek…

RA: Biri iyi diye, birini şu diye, birini bu diye…

RA: Birini güzel, birini, varlıklı, birini yakışıklı diye sevmemektir..

RA: Birini gerçekten sevmenin tek yolu kendin için sevmektir..

RA: Öyle ki; Yarın… O kişi ne olursa, o kişiye ne olursa olsun, yine sevmeye devam etmektir..

RA: Hiç bir şeyden etkilenmeden sevmektir.. Kendin için sevmek….

RA: İyi biri diye değil.. Gerçekten sevmektir..

RA: Sen.. Beni kendin için seviyor musun??

MRM: !!…. E… Evet… Tabii ki…

MRM: Ben sensiz yaşayamam ki…

RA: ……..

… 02 2004

mrm

SENİ TANIMIYORUM

Gece yine siyah takımlarını giyip gelmiş, akşam saygıyla kenara çekilmişti, İstanbul’un üzerinden. Gülentepe’de, Ortabakır mahallesindeki, AK Kuruyemişin ışıkları Ortabakır Meydanını gündüz olduğuna inandırmaya çalışıyor, Takvimler 2003 ün son aralığını gösteriyordu.

Kuruyemişçi her zaman olduğu gibi kasanın arkasında dikiliyor, bir yıldır yaptığı gibi, dükkanının zeminine kilitlenmiş gözleriyle yerosferin en alt katmanlarına kadar dalıyordu. Bir yıldır böyleydi, bir yıldır lov sıtori’deki rayn oneı’lın, ali mak gırav’ı sevdiği gibi bir sevdiği, dört aydır da bu sevdiği ile pamuk ipliğine bağlı bir bir bağı vardı. Her an onu düşünmekten fırsat bulursa ilişkilerinin sonunu düşünüyordu.

Böyle dalıp gitmişken önce yerdeki fayansları, sonra gelen müşterinin, “kontörlü telefon var mı” dediğini farketti. “var” derken bakışlarıyla telefonun durduğu yeri gösterdi. Müşteri; “kredi kartı geçiyor mu” deyince, “geçiyor, siz görüşün” dedi. Müşteri telefonu eline aldığı zaman Kuruyemişçi müşteriye bakarak; “iyi bir insana benziyor” diye düşündü.

Müşteri üç, beş kelime konuşup “borcum ne kadar” diyerek kuruyemişçiye kredi kartını uzattı, Kuruyemişçi; “borcunuz yok, zaten bizde pos makinesi de yok” dedi. Müşteri şaşkınlıkla, “ama geçiyor demiştiniz”. Kuruyemişçi; “önemli bir görüşmeniz olabilirdi” dedi. Müşteri, büyük bir ihtimalle aynı yaşlarda olmalarına rağmen, tebessüm ederek Kuruyemişçiye; “abi çok sağol” deyip çıkıyordu, durdu, başıyla işaret ederek “karşı markette kredi kartı geçtiği halde görüştürmedi, siz neden böyle davrandınız??” dedi. Bu sefer Kuruyemişçi tebessümle, “seni tanımıyorum da ondan” dedi. Müşteri, yanında daha fazla şaşırma efekti olmadığı için, ancak önceki kadar şaşırarak “nasıl yani” dedi. Kuruyemişçi, “sizi tanımıyorum, sizi bir daha nerede bulup iyilik yapabilirim” dedi. Müşteri belki hayatı boyunca yüzüne böyle yakıştıramayacağı, bir gülümseme ve tatlı şaşkınlıkla, yine, “çok sağolun, hayırlı işler” dedi ve gitti.

Kuruyemişçi çoktan fayanslardan başlayarak aşağı doğru dalıp gitmişti, Tam dört ay sonra Kuruyemişçinin korktuğu oldu, sevdiği ile ilişkisini tutan pamuk ipliği koptu, bir daha sevdiğine hiç ulaşamadı..

Akabinde, Kuruyemişçinin hayat ile bağları da koptu, önce AK Kuruyemişi, sonra tüm mal varlığını, daha sonra tüm yakınım dediklerini kaybetti, Kuruyemişçi şu an guguk kuşu’ndaki cek nikılsın gibi ne içinde hayatın ne dışında, ama hiç değişmedi ne kadar dalgın olsa da hala iyilik yapmak için her fırsatı değerlendiriyor, ve bol bol yürüyor, kulağında nubar terziyan’ın “gün doğmadan neler doğar” deyişi ile….

Eğer istanbula yolunuz düşerse Etliler/Akkatlar arası yollarda ona rastlayabilirsiniz, kimbilir..

RA.

23 12 2006 22 45

Devamı

Gülendamlım…


Devamı

O gün gördüm seni.. 26 12 2002 21:15

Devamı

26.12.2002

[mp3player width=177 height=281 config=fmp_jw_widget_config.xml playlist=fmp_jw_widget_playlist.xml]

Devamı
Sayfa 24 - 24« İlk..10..2021222324

content top
Free Page Rank Tool