Uyandığım da on bire beş vardı,
Daha kendime gelmeden, hasretin geldi,
Yine oturdu yanı başıma,
Senden bahseder etmez,
Hatıraların öyle bir geldi,
Anlatamaya, kelimeler yetmez,
Devamı
Uyandığım da on bire beş vardı,
Daha kendime gelmeden, hasretin geldi,
Yine oturdu yanı başıma,
Senden bahseder etmez,
Hatıraların öyle bir geldi,
Anlatamaya, kelimeler yetmez,
DevamıKoşuyorum ardından gün boyu,
Her yer kar, diz boyu,
Her yer bembeyaz,
Baktıkça dalıyorum, hafıza boyu,
Devamı2048 yılı Eylül ayının son günlerinden birinde, MRM hanım İstanbul dan bindiği trenden, rahat bir yolculuktan sonra, İzmir ilinin Çamdibi semtin de, tren gara yaklaşır yaklaşmaz yaşından beklenmeyecek bir atiklikle indi. İner inmez, indiği son teknoloji ürünü Trene hayranlıkla, bir kez daha baktı, gelişmiş ülkelerden otuz kırk yıl sonra ülkesine gelen bu süper hızlı tren çok hoşuna gitmişti, ama kırk dört yıl önce rahmetli eşi ile buraya balayına geldikleri tren de fena sayılmazdı. İşte kırk dört yıl sonra o günleri anmak için İzmir e gelmişti.
DevamıŞehrin en şatafatlı semtlerinden birinde, meşhur Mado tatlıcısının ikinci katında, rahatsız eden demir sandalyede kıpır kıpır, heyecanla, masanın üstünde duran TEK GÜL e bakarak oturuyordu.
Cam kenarında, dışarıda atan hayatı, yoldan geçen araçların ne sesini ne de görüntüsünü, fark etmeden, onu, NUR YÜZLÜ sünü bekliyordu.
DevamıHani bir gün demiştim sana,
Yemek pişirmeyi öğretirmisin bana,
Buraya, dört yüz altı kilometre,
Uzağına, geldiğimden bu yana,
Devamı
Bir resim gördüm kitabın üstünde
Sonra bir resim de ben çizdim.
Saçlarını savurdum rüzgarın hoyrat ellerine
Gözlerinde mutluluğu estirdim.
Ve adını yazdım bir kenarınaVe içimi döktüm çaresizce satırlara
Hüzünlendim birden
Ve kelimeler dizildi ardısıra
“Ben sana mecburumSen yoksun.”
Kar yağar yüce dağlaraBeyazların en beyazından
Dallara çiçekler düşer ilkbaharda
Beyaz, en beyaz, renkleri hep beyzâ…
Rüyâma girersin sabaha karşı
Titremeyle uyanırım, yokluğunla
Ansızın harfler yine dökülür dilimden
Boşlukta yine adın yazılır:Beyzâ…
Elimdeki kağıdı önce kırmızıya boyadım
Sonra yeşilden çizgiler çektim üstüne
Ve aklıma
Yıllar önce okuduğum bir kitap geldi
Sanki aynı satırları yeniden okudum:
“Yeşil bağla ala karşı
Yakışmazsa öldür beni…”
“Ve Itır çekildi pencereden
Utandı, başını öne eğdi.”
Sonra adını yazdım siyah kalemle
O yeşil çizgilerin arasına: Beyzâ…
Sonra tekrar dağlara baktım
Bu sefer renklerine is düştü
Dağ başında bulutları morarmış gördüm
Güvercinin mor kanadına
Seni sordum
Zaman sensiz geçmiyor
Uyku girmiyor gözüme geceleri
Duvarları bile beyaza boyadım
Karanlık, beyazını gölgeliyor
Düşündükçe
Tüm bunlar rüyaymış gibi geliyor
Beliriyor hayalin birdenbire duvarda
Uzanıyorum
Tutamıyorum
Bağırıyorum ardından:
Beyzââââ….
Koşuyorum ardından tüm gece boyu
Sonra kabuslar konuk oluyor
Hayallerimi darmadağın ediyor
Deli bir rüzgar
Döküyor çiçeklerini baharımın
Bir hoyrat el
Siyah küller savuruyor
Beyaz karlar üstüne…
Ve sonra kefenin biçiliyor beyaz bir kumaştan
Tabutuna yeşil bir yemeni örtüyorlar
Yeşilin en güzelinden
Yeşil sana yakışırdı, beyaz da öyle
Kefeninde bir leke bile yok siyahtan
Ama toprağın siyah eli
Karalıyor bedenini Beyzâ…
Yine beliriyorsun bir serap gibi
Sesin bu defa çok uzaklardan geliyor
Sanki cennetten, hurilerin içinden
Gülümsüyorsun…
O kadar güzelleşmişsin ki
Dünyada bu kadar yakın olmamıştım sana
Çabuk gelmemi istiyorsun Beyazlar ötesinden, çiçekler bahçesinden..
Bu kadar günahımla nasıl gelirim Beyza
Yıkanırken bedenim, kabirde kefenim kararır
Düşündükçe
Düşündükçe elemlenirim, benzim sararır…
Yeşil ve mavi boyasıydı
Sen gidince karaya büründü dünya
Karlara ve bahara leke sürdüler Beyzâ
Sen gidince bu garibi hor gördüler Beyzâ
Sana kavuşmayı bana zor gördüler, çok gördüler Beyzâ…
(Mehmet Bilir 12.01.1996 Elmadağ)
DevamıMRM: Sen gerçek misin…
RA:
Nasıl??
MRM: Biri, bir insan bu kadar iyi olabilir mi??
RA:
Olur, olur.. Ama..
MRM: Ama??
RA: Ama, buna sen karar vereceksin..
MRM: Neye?
RA: İyi miyim, değil miyim ve….
MRM: Ve…
RA: Beni iyi olduğum için mi? Kendin için mi sevdiğine…
MRM: Kendim için mi?
RA: Evet.. Ben seni kendim için seviyorum..
MRM: Kendim için sevmek? Ne demek?
RA: ….. Kendinin.. Kişiliğinin.. Hayallerinin..
RA: Asıl SEN’in… Asıl MRM’in.. İstediğini sevmek…
RA: Biri iyi diye, birini şu diye, birini bu diye…
RA: Birini güzel, birini, varlıklı, birini yakışıklı diye sevmemektir..
RA: Birini gerçekten sevmenin tek yolu kendin için sevmektir..
RA: Öyle ki; Yarın… O kişi ne olursa, o kişiye ne olursa olsun, yine sevmeye devam etmektir..
RA: Hiç bir şeyden etkilenmeden sevmektir.. Kendin için sevmek….
RA: İyi biri diye değil.. Gerçekten sevmektir..
RA: Sen.. Beni kendin için seviyor musun??
MRM: !!…. E… Evet… Tabii ki…
MRM: Ben sensiz yaşayamam ki…
RA: ……..
… 02 2004

SENİ TANIMIYORUM
Gece yine siyah takımlarını giyip gelmiş, akşam saygıyla kenara çekilmişti, İstanbul’un üzerinden. Gülentepe’de, Ortabakır mahallesindeki, AK Kuruyemişin ışıkları Ortabakır Meydanını gündüz olduğuna inandırmaya çalışıyor, Takvimler 2003 ün son aralığını gösteriyordu.
Kuruyemişçi her zaman olduğu gibi kasanın arkasında dikiliyor, bir yıldır yaptığı gibi, dükkanının zeminine kilitlenmiş gözleriyle yerosferin en alt katmanlarına kadar dalıyordu. Bir yıldır böyleydi, bir yıldır lov sıtori’deki rayn oneı’lın, ali mak gırav’ı sevdiği gibi bir sevdiği, dört aydır da bu sevdiği ile pamuk ipliğine bağlı bir bir bağı vardı. Her an onu düşünmekten fırsat bulursa ilişkilerinin sonunu düşünüyordu.
Böyle dalıp gitmişken önce yerdeki fayansları, sonra gelen müşterinin, “kontörlü telefon var mı” dediğini farketti. “var” derken bakışlarıyla telefonun durduğu yeri gösterdi. Müşteri; “kredi kartı geçiyor mu” deyince, “geçiyor, siz görüşün” dedi. Müşteri telefonu eline aldığı zaman Kuruyemişçi müşteriye bakarak; “iyi bir insana benziyor” diye düşündü.
Müşteri üç, beş kelime konuşup “borcum ne kadar” diyerek kuruyemişçiye kredi kartını uzattı, Kuruyemişçi; “borcunuz yok, zaten bizde pos makinesi de yok” dedi. Müşteri şaşkınlıkla, “ama geçiyor demiştiniz”. Kuruyemişçi; “önemli bir görüşmeniz olabilirdi” dedi. Müşteri, büyük bir ihtimalle aynı yaşlarda olmalarına rağmen, tebessüm ederek Kuruyemişçiye; “abi çok sağol” deyip çıkıyordu, durdu, başıyla işaret ederek “karşı markette kredi kartı geçtiği halde görüştürmedi, siz neden böyle davrandınız??” dedi. Bu sefer Kuruyemişçi tebessümle, “seni tanımıyorum da ondan” dedi. Müşteri, yanında daha fazla şaşırma efekti olmadığı için, ancak önceki kadar şaşırarak “nasıl yani” dedi. Kuruyemişçi, “sizi tanımıyorum, sizi bir daha nerede bulup iyilik yapabilirim” dedi. Müşteri belki hayatı boyunca yüzüne böyle yakıştıramayacağı, bir gülümseme ve tatlı şaşkınlıkla, yine, “çok sağolun, hayırlı işler” dedi ve gitti.
Kuruyemişçi çoktan fayanslardan başlayarak aşağı doğru dalıp gitmişti, Tam dört ay sonra Kuruyemişçinin korktuğu oldu, sevdiği ile ilişkisini tutan pamuk ipliği koptu, bir daha sevdiğine hiç ulaşamadı..
Akabinde, Kuruyemişçinin hayat ile bağları da koptu, önce AK Kuruyemişi, sonra tüm mal varlığını, daha sonra tüm yakınım dediklerini kaybetti, Kuruyemişçi şu an guguk kuşu’ndaki cek nikılsın gibi ne içinde hayatın ne dışında, ama hiç değişmedi ne kadar dalgın olsa da hala iyilik yapmak için her fırsatı değerlendiriyor, ve bol bol yürüyor, kulağında nubar terziyan’ın “gün doğmadan neler doğar” deyişi ile….
Eğer istanbula yolunuz düşerse Etliler/Akkatlar arası yollarda ona rastlayabilirsiniz, kimbilir..
RA.
23 12 2006 22 45
Devamı[mp3player width=177 height=281 config=fmp_jw_widget_config.xml playlist=fmp_jw_widget_playlist.xml]

Karşılığı..