
Tercan, Karalama defterinde güzel yazılara, güzel değinmelere imza atıyor, son olarak Doğan Grubunun vergi kaçakçılığı ile suçlanmasına değinmiş..
Yazısında; vergi kaçağı konusuna değinirken, Alma mazlumun ahını olgusuna işaret ederek, doğan grubunun başına gelenleri bir nevi hakketiğini vugulamış, yazıda dile getirilenlere katılmamak elde değil, ama bu ara herkesin yaptığı gibi Tercan’da vergi kaçağı aslı ile cezasını bir bütün olarak ele alarak, Doğana 3.7 katrilyon vergi cezası diye yazmış.
Ben de hem yazı başlığı ve dayanağı olan Alma mazlumun ahını.. düsturundan hem de vergi cezası ile aslının nasıl karıştırıldığını, Doğan ve köşebazlarının bunu nasıl sağladığına dair bir şeyleri yorum olarak yazıya ekledim.
Tercan yorumumda ağır ifadelerin olduğunu, başımıza iş alacağımızı, sonuçda bizim doğanın köşetaşları ile aynı kanunlara tabii olmadığımızı (BKZ: Başbakanın reddedilen veya kaybettiği bazı davalar, Dilipak’ın “Helal etmiyorum” davası) doğru bir tesbit ile ileterek, yorumumu yayınlamamak istediğini belirtti, ben de bunun kendi uhdesinde bir durum olduğunu, yayaımlamayabileceğini, ya da isterse yorumda sakıncalı gördüğü yereleri değiştirebileceğini belirten bir cevap yazdım, Tercan’dan bir daha ses çıkmadı, ben de o yorumumu burada yayımlamaya karar verdim..

Merhaba Tercan.
Evet, meşhur sözün yeri gelmiş gibi görünüyor, alma mazlumun ahını…
Ama yeri geldi mi, ya da bu yeter mi?
Sözün yeri gelmiş, ahlar alınıyor gibi görünebilir ama maalesef öyle değil..
Zira; bu adamcıklar, Doğan’ın köşe yazarı kisvesindeki maşa’steleri ve diğerleri çok maharetli.
Maharetleri ile ahların tahsilatının ne ilgisi var diyebilirsiniz, öyle bir var ki….
Şöyle ki; 1.8 küsur vergi aslını bile kamuoyuna CEZA DİYE algılatmayı başaran bu adamcıkların hakkını teslim ederek, ne kadar maharetli olduklarını daha önce de bilsek bile altını çizerek, FARKEDEREK bu grubu ona göre değerlendirmeliyiz.
Sizin de yazınızda değindiğiniz gibi bu grubun yediği haltları anlatmak için tek başına bu gruba ayrılan bir site açmak lazım, burada detaya girmeme imkan yok ama bir tek örnek vermek zorundayım.
1997 yılının yaz aylarından biriydi, sabah 7 gibi kalkıp o zaman ki işim olan kuruyemişçi dükkanımı açmış, her sabah olduğu gibi radyolar arası turlayarak haberleri dinliyordum.
O zamanlar çözmezlik dönemleri olduğu, yeni yeni palazlandığı için radyolarda haber okumak durumunda olan Fatih Altaylı denen mahluk radyo d haberlerini sunuyordu, doğal olarak haberler bir gün öncenin haberlerinden oluşuyordu, bu Fatih Salyalı denilen müptezel bir gün evvel yapılan baş örtü eylemini haberleştirirken, eyleme katılanlara fahişe dediğini kulaklarımla duydum.
Bu adi herif bu lafı ettikden sonra Doğan Grubunun has adamı haline geldi, yükseldikçe yükseldi, Ertuğrul Özkök’ün tahtına kadar yükselecekti ki ayağını kaydırdılar.
Düşünebiliyor musunuz, adam açık açık, tüm Türkiyeden dinlenen bir yayın organında ağzından salyalar saçarak, avaz avaz bağırarak bazı insanlara küfrediyor, ve; bu grup bu adamcığı alıp baş tacı ediyor, radyoda yaptığı programları tv’lere taşımasına, o çevrede muteber bir adam olmasına olanak sağlıyor.
Bu grup bunu neden yapıyor?
Bu adamcıkları ne diye orada topluyor, daha geçenlerde hem YOzdil adlı salak, hem de BCoşkun adlı yobaz DTP başkanının Türkçe şivesi ile dalga geçtiler, daha önce de göbeğini kaşıyanlar gibi bir çok kahpelik yapmış bu adamlar niye illa ve illa bu gruba toplanıyor..
Çünkü; bu grup tüm Cumhuriyet döneminde benzerlerininde yaptığı gibi seçilmişleri ya da halka yakın kesimleri yıpratmakla görevli bir grup, bu görevi yerine getirmek içinde bu gibi en ufak değer yargısı olmayan adamları bünyesinde toplamak zorunda, gerektiğinde bu adamcıkların açacağı cephelerden diğerleri ya da grup gidecek, duruma göre görev yerine getirilecek.
Bu adamcıklara dair neden bu kadar laf ettim, konuyu maharete getirerek anlatayım.
Bu adamcıklar çok ama çok maharetli..
Düşünün üst de örneğini verdiğim Faltaylı adlı meczubun gelişmiş her hangi bir toplumda bir yerlere gelebilmesine imkan var mı? (bırakın yabancı bir ülkeyi, o fahişe ifadesini başörtülülere değil de, modern yaşamakla popo çatalını göstermeyi eşit gören, hatta bunun insan olmanın bir gereği olduğunu, modern insanın kıçını, göğüs dekoltesini göstermesinin bir tür şart olduğunu savunan laikperestelere yönelik fahişe ifadesini kullansa Türkiye’de barınabilir miydi?), ama Faltaylı, EÇölaşan, BCoşkun gibilerin bu ülkenin medarı iftiharı haline getirilmesi şart, peki bu nasıl olacak, şöyle;
Bu adamcıklar gazeteci, bu adamcıklar, “aydın”..
Bunlar ve benzeri ş… öyle bir koruma kalkanı içindeki bunlara hiç bir şey diyemiyorsun, bir şey dediğinde; hop basın özgürlüğü, höt fikir özgürlüğü, iyi de adam küfrediyor, hop o gazeteci, iyi de o gazeteci dediğiniz bunak yalan söylüyor, höt o bunak dediğin bir aydın, hem de fikir özgürlüğü diye de bir şey var.
Vergi kaçırmışsın…. Hop basın özgürlüğü… Hay bin kunduz, iyi de bu vergi ne olacak, bırak vergiyi mergiyi buralardaki emekçiler aç kalacak.. İyi de biz toprağı ile dükkanımızı satıp vergimizi ödedik…. Hadi oradan kendini bilmez, basın ile kuruyemişçi aynı mı??? …..!!!!
Bu ne sihirdir, ne keramet, bu marifetdir..
İstemeden de olsa çok uzattığımın farkındayım ama;
Adamcıkların maharetini, olaya kendi bakış açımı açıklamak için bu örneklemeler gerekliydi, gerçi tüm numaraları yurt dışından apartma, ama iyi uyguluyorlar, son nuramaraları ise vergi aslını da ceza diye sunmak, bakın siz de ceza diye yazmışsınız, halbuki 3 ün biri, kaçırılan, ödenmesi gereken vergi, kalanı ceza….
Evet bunlar öyle maharetli ….dırlar ki burada anlatılmaz, sizce bu maharetdeki insanlardan ahımızı almaya bu vergi uygulaması veya benzeri uygulamalar yeter mi?
Bu maharetdeki adamlar bu ülkeye, bu millete neler yaptılar, neler yapmışlardır???
Hayırlı geceler..

Gerek benim hakkımdaki güzel, gerekse kindaş medya, grup ve mihmandarî zümre hakkındaki anlamlı temennilerin için teşekkürler.
İyi geceler.
Merhaba Canarkadaş,
Biraz gecikmeli bir geri dönüş oldu, umarım kusura bakmazsın. Bu gecikmenin ana nedeni; bu kadar doğru tespitlere birkaç cümle ile icabet etmenin doğru olmayacağını düşündüğüm içindir. Ayrıca çiçeği burnunda bir baba olduğumdan olsa gerek, hayatımda internet ve bilgisayarın öncelik sırası biraz daha gerilere düşmüş durumda.
Konuya gelecek olursak; gerçekten vergi kaçağı aslı – cezası konusunda önemli bir ayrıntıya değinmişsin. Bu ödenmesi istenen miktar sadece ceza değil, içinde vergi aslı da var. Daha doğrusu ceza, vergi aslı ödenmediği, devletten vergi kaçırıldığı için kesilmiş. Doğal olarak da asıl ödenmesi gereken miktarın üstüne ceza da eklenmiş.
Bu cezanın vukuundan beri gerek Doğan\’ın silahşörlerinin deyimiyle yandaş, gerekse benim deyimimle kindaş (Doğan Medyası) medyayı takip etmeye çalışıyorum. Özellikle kindaş medyada basın özgürlüğü üzerine politika yürütülüyor. Bir kindaş silahşör de çıkıp \"Arkadaş, bizim dükkânlarda vergi mergi kaçırılmadı\" demiyor, diyemiyor. Hepsi bir ağızdan ve “Kaçırdık ama…” demeye getiriyor. Sadece bunu deseler iyi! Alman görünen İsrail menşe’li dostları vasıtasıyla Türkiye’nin ve özellikle hükümetin gözünü korkutmaya çalışıyorlar. Baba kindaşın büyük kızı geçen gün de Amerikalı ahbaplarına şikâyet etmiş kendi ülkesini ve ülkesinin yöneticilerini! Bir gazetede yayınlanan iddialara göre de; Vergi Mahkemesi\’nde görevli memurlara harçlıklar verilip UYAP sisteminde grup lehine yetki dışı işlemler yaptırılmak istenmiş.
Kısacası artık baba kindaş; elinde viski, üstünde robdöşambr olduğu halde başbakan karşılayamamanın, kendi adamlarının kabinede olduğu hükümetler kurup yıkamamanın, devletten istediği ihaleleri alamamanın verdiği öfke ile hareket edip, mihmandarlarına da aynı şeyi tavsiye ediyor olsa gerek.
Sonuç olarak; \"Ne gazeteciliği kardeşim! Biz burada dükkân açtık, para kazanıyoruz! \" diyen, hazinenin arazisine özel okul yaptırıp parayla öğrenci alan gazetecilerin (!) el üstünde tutulduğu, CEO yapıldığı bir medya grubundan vatan – millet için hayırlı işler beklemek pek doğru olmasa gerek.
Merhaba Tercan,
Özel bir durum olduğunu anlamıştım, ama; baba olmak gibi müthiş bir şey aklıma gelmemişti, dilerim; Allah doğduğu anda hissetiklerinizi daim kılar..
KİNDAŞ
bu kadar olur, gerçekten bunların tek tarifi (ve tarihi tesbiti) budur, harika bir kavram, (bunu kavramlaştırmak, yaymak (onların taktiği) lazım, bundan sonra hep bu tabiri kullanacağım), KAOSA KALKAN 411 EL manşetini ancak kindarlar atabilir, değlmi? Bravo..
Sağolasın, her kim olursa olsun, tüm kindaşların, kindaş medyanın şu sıralarda hisettiklerini daima hissetmesi dileği ile; yazışmak ve görüşmek üzere..
Hayırlı geceler.