Şehrin en şatafatlı semtlerinden birinde, meşhur Mado tatlıcısının ikinci katında, rahatsız eden demir sandalyede kıpır kıpır, heyecanla, masanın üstünde duran TEK GÜL e bakarak oturuyordu.

Cam kenarında, dışarıda atan hayatı, yoldan geçen araçların ne sesini ne de görüntüsünü, fark etmeden, onu, NUR YÜZLÜ sünü bekliyordu.

Dokuz ay olmuştu, bir alış veriş sırasında tanımış(26.12.2002 / 21.15), sonra ona ÂŞIK olmuştu. Defalarca haber göndermesine rağmen onunla görüşüp konuşamamıştı.

Günlerce aylarca, sabah akşam, işe gelirken, iş çıkışı,onu beklemiş, hayır demesinden korkmuş, gidip konuşammıştı. Neler yapmamıştı ki ona kendini sevdirmek için, evinin etrafına geçtiği yollara güller dökmüş(10.01.2003), türlü esprilerle şiirlerle doldurduğu, kendisini anlattığı, sevgi mektupların da (14.02.2003) telefon numaralarını yazıp, kendisini bir kere araması için yalvar-mıştı..

Ona tutulmuştu ama Nur Yüzlü bir kere bile aramadığı gibi hep olumsuz haberler göndermiş, peşini bırakmasını istemişti. Yine de sevgisinde hiç azalma olmamış, sabah akşam onu beklemiş, gelip giderken onu heyecanlanarak görmüştü.

Derken Nur Yüzlü üniversite sınavına hazırlanmak için işten ayrılmış(20.04.2003), bir ay boyunca defalarca evlerinin oraya gitmesine rağmen, onu bir kez olsun görememişti.

Tam bir ayın dolduğu gün (20.05.2003) o Nur Yüzlü eski iş yerindeki arkadaşlarını ziyarete gelmiş yine onu uzaktan görmüş, başını önüne eğmiş, yüzüne bakamamıştı.

Daha sonraki günler de, ona sınavda başarılar dileyen, ikisini, SEVDA yı, SEVGİ yi anlatan, komik soru cevaplardan oluşan bir mektup daha göndermiş(25.05.2003), sınav günü gelmiş çatmış sınava gireceği yeri öğrenip onu görmek istemiş, ama konsantrasyonunu bozmamalıyım diyerek vazgeçmişti.

Böylece bir ay daha geçmiş, yeni uykudan kalkmış ve hemen Nur Yüzlüyü beklemeye başlamıştı, bekledi, belki arar diye… Banyoya gitti, yüzünü yıkadı dişlerini fırçaladı. Odaya döndüğünde cep telefonuna mesaj geldiğini gördü, Nur Yüzlü mü? Diye heyecanlandı, baktı kız kardeşi “Abi Nur Yüzlü abla geri gelmiş tam emin değilim, çalışıyor galiba” diye yazmıştı üstünü giyindi, KOŞARAK dükkânına gitti (12.07.2003) Dükkânı geç vakitte kapattığı için öğleye kadar yatar, o gelene kadar kız kardeşi elemanının yanında dükkâna bakardı. Nefes nefese dükkâna daldı, “orada mı” dedi? Kardeşi; “orada, çalışıyor geri dönmüş” dedi. Sevinsin mi, üzülsün mü bilmiyordu, tam müsait bir za-man da onun yoluna çıkıp konuşmayı düşünüyordu ki, geri gelmişti.

Artık konuşamazdı, çünkü; kendi dükkânı Nur Yüzlünün çalıştığı süper marketin yanındaydı ve bu markette çalışan onlarca kızlı erkekli personel son aylarını onun Nur Yüzlüye olan tutkusunu konuşarak geçirmişlerdi. Süper Markette çalışan bu insanların bazıları da, sanki bu ikili bir araya gelmesin diye adak adamışlardı. Gerçi şu anda eskiden çalışan personelin bazıları kovulmuş bazıları da işten çıkmıştı, Tekrar bu insanlara malzeme vermek Nur Yüzlüyü üzmek istemiyordu. Kendisi için bunlar önemli değildi, ama Nur Yüzlüyü zor durumda bırakmak istemiyordu..

Yine de ona ulaşmak için cılız adımlar attı, yine reddedildi, yine market çalışanlarının diline düştü, marketteki herkes akvaryuma bakar gibi onu izlemeye başlamışlardı. O ise her saniye, her an, zamanının her dilimin de Nur Yüzlüyü düşünüyordu, artık hayatının tek anlamı Nur Yüzlü olmuştu. Ama eskisi gibi her gün Nur Yüzlünün işe gelip gidişleri sırasında onu beklemiyor, onu sıkmak bunaltmak istemiyordu.

Günler böyle geçerken bir gün öğle saatlerinde, cep telefonuna bir çağrı geldi. Numaraya baktı tanımıyordu, aradı bu numarayı, açmadı çağrı bırakan kişi, o gün Nur Yüzlü büyük bir ihtimalle izinliydi, hemen o mu? Diye düşündü, sonra o aramaz dedi kendi kendine. Böyle düşünceler içinde dalmışken aynı numaradan yine çağrı bırakıldı telefonuna, artık kızmaya başlamıştı, bir kez daha aradı, çalıyordu, ama açmıyordu, çağrı bırakan kişi. Daha önce de böyle şeyler olmuş, görüştükle- rine de, “biz seninle aynı kulvar da koşmuyoruz ben aslında başka bir İNSAN ı ummuştum” deyip başından savmıştı. Yine böyle birisi olduğunu düşünüp, olayı unutup eve yatmaya geldi. Uzaktan da olsa belki Nur Yüzlüyü görürüm diye sabah altıdan beri ayaktaydı. Yattı, zor da olsa uyudu.

Uyandığında saat 17.00 ye geliyordu, iki saat anca uyuyabilmişti. Kalktı yüzünü yıkadı, giyindi. Cep telefonuna yine çağrı bırakılmıştı, baktı, aynı numaraydı üç kez daha aramıştı. Evden dükkânına gelince, arayıp müzik dinleteyim şuna dedi, aradı yine cevap yoktu. Az sonra aynı numaradan yine çağrı geldi. “AA bayılttın be” dedi kendi kendine, evet bu kişi azıtmıştı, “………….?” şeklinde bir mesaj attı bu numaraya, beş dakika geçti geçmedi, “Hep ,sen mi bizi rahatsız edeceksin birazda biz seni rahatsız edelim”diye bir mesaj geldi bu numaradan, düşündü, o muydu ? Hayırdır İNŞALLAH dedi, denemek lazımdı, denedi. ”I nothing, do not know.. ben rahatsız etmedim, artı biz ne demek kaç kişisiniz, hem hepinizi birden nasıl rahatsız ettim?” diye mesaj attı. “Biz beş on kişi varız, seni sinir etmek istiyoruz, zaten ben sana çok sinirliyim” diye cevap geldi, o numaradan. Mesajlaşma böyle başladı (14.08.2003), ve devam etti büyük bir ihtimalle oydu, emin olmalıydı, evlerinin bahçesine park edilen arabanın plakasını yazmasını istedi, o da yazdı. Evet, oydu ilk sıcak temas sağlanmıştı Nur Yüzlü hattaydı artık.

Böylece bir ay boyunca mesaj trafiği sürmüş, az çok birbirlerini tanımış bir kere de canlı yayın da konuşmuşlardı. Her mesaj da, her mevzu da konu ne olursa olsun, bunu ancak seninle bir yerde tatlı yersek ve hesabı da sen ödersen söyleyebilirim, diye, diye onu bu tatlıcıda buluşmaya ikna etmişti. İşte şu anda da onu bekliyordu, biraz dışarısını seyretti, saat 15.00 de buluşmayı kararlaştırmışlardı.

Saat tam 15.00 di, üstünü başını düzeltti bir daha süzdü kendini, ayağa kalktı bir daha düzeltti bugün için aldığı kıyafetlerini, bir afet olan gömleğinin yakalarını elden geçirdi, pantolonunu da yeni diktirmişti.. Oturdu, ikinci çayını söyledi. Otuz dakikadır buradaydı, gelen çaya uzanmıştı ki, sol tarafındaki merdivenlerden onun çıktığını gördü.

Onu görür görmez şöyle bir titredi, dudaklarını ısırdığını hissetti, hayatın da belki de ilk kez bir tiki olmuştu Nur Yüzlüyü her gördüğün de dudaklarını sıkıyor, ısırıyordu. Kendini tutarak ayağa kalktı, ilk defa bu kadar yakındılar, “merhaba hoş geldin” dedi, o da “merhaba hoş bulduk” dedi.

Elini uzatıp uzatmamakta tereddüt etti, sonra uzattı o da uzattı, daha önce aralarına en az on metre koyarak uzaktan baktığı Nur Yüzlüsü ile tokalaştılar. O oturunca kendisi de oturdu bir an göz göze geldiler, tebessüm etti ve hemen başını öne eğdi. Düşündü işte o an gelmişti dokuz aydır bu anı hayal ediyordu o hayal ettiği tatlıcı da karşısındaydı.

O, Nur Yüzlü.. Bir metre ötesin de karşısın da oturuyordu. Yine bir bakışlık baktı yine önüne eğildi, düşündü neler vardı, ona anlatacağı… Sonra terlediğini fark etti, sanki klimalar soğuk değil sıcak üflemeye başlamışlardı. Bir peçete alıp terini silecekti, utandı vazgeçti. ”ne içersin” dedi sesi titreyerek.. O da, “kahve olabilir” dedi, “tatlı” deyince “tıramısu” dedi, şiir tadında.

Garsona seslendi sipariş verdi zor konuşuyordu, düşündü, o an gelmişti o karşısındaydı az da olsa o da heyecanlıydı ama kendisinin ki başkaydı, “nasılsın iyi misin” dedi, sesindeki titreme artarak, “ben iyiyim ama sen pek iyi görünmüyorsun” dedi Nur Yüzlü, Bunu duyunca iyice kızardı halbuki nasıl planlamıştı onunla konuşacağı 3000 konu vardı.

Onu neden bu kadar çok sevdiğini, nasıl bu kadar çok sevebildiğini onun özel bir insan olduğunu, kendisinin de onu fark edebildiği için özel bir insan olduğunu, eğer onunla bir dost, bir arkadaş olamazlarsa buralardan kesin gideceğini, herkesin zannettiği veya konuyu indirgediği gibi evlilik derdinde olmadığını, onun da kendisini sevmesini istediğini, ancak o zaman, evlenirlerse mutluluktan ölebileceğini ona anlatmak istiyordu. İşte karşısındaydı…

Daldığını fark etti ona baktı, o da ona bakıyordu, çok güzel bakıyordu, konuşmalıydı, ama kelimeler boğazında gargara yapıyor yukarı çıkamıyordu. Kalbi gömleğinden dışarı çıkacak gibiydi. Nasıl konuşacağım bu halde diye düşünürken, önce, sanki beyninde, başının içinde bir karıncalanma oldu, sonra, tavan yer, yer, tavan.

Başı dönüyordu geveleyerek “özür dilerim galiba bayılıyorum” dedi. Gürültü çıkarmamaya çalışıyormuş gibi elerini masaya dayayarak masaya yığıldı. Nur Yüzlü şok olmuş ayağa fırlamıştı.

Bir garson koştu bey efendi bey efendi diye ünledi, duymuyordu. Birileri su getirdi yüzüne çarptılar uyanmıyordu. Nur Yüzlü iyice bembeyaz olmuş, şimdi sandalye de başı arkaya devrilmiş duran, kendisine sırılsıklam aşık gence bakıyordu. Birisi bu sefer kolonya koşturdu, yü-züne çaldılar, şakaklarını ovdular para etmiyordu. Oradaki herkes şaşkınlık içindeydi.. Bu sefer Nur Yüzlünün sesi duyuldu tatlıcı da; “kalbi, kalbi atıyor mu ?

Neden sonra uyandığında, boylu boyunca yattığını, tatlıcı da olmadığını anladı. Ortama gözleri alışınca, buranın bir hastane olduğunu, solunda yattığı sedyenin yanında bir doktorun dikildiğini, sağında duvar dibinde bir bankta ise hıçkıra, hıçkıra ağlayan Nur Yüzlü’nün oturduğunu gördü. Hafif başını kaldırarak elleri ile nurunu kapatmış ağlayan Nur Yüzlü’ye; “neden ağlıyorsun Nur Yüzlü’m bak uyandım iyiyim” dedi.

Nur Yüzlü duymadı. Sanki hiç kimse duymadı, bir doktora, bir Nur Yüzlüye baktı yattığı sedyeden yavaş, yavaş doğrulurken, Doktorun Nur Yüzlüye; “üç kalp krizi üst üste, ikisini biz müdahale ederken geçirdi, maalesef kurtaramadık başınız sağ olsun” dediğini duydu.

Ne diyor ulen bu adam diye içinden geçirdi. O ara doktor “yakınınız mıydı” dedi, Nur Yüzlüye, Nur Yüzlü; “sağ olun yakınımdı” dedi. ağlayarak. Yere bastı, sanki boşluğa basmıştı, ayakları sendeledi, ama sonunda ayağa kalktı.Yeri yarım yamalak hissetti, gayri ihtiyari bir Nur Yüzlüye bir doktora bakarken, gözleri, hala sedyede yatan bedenine takıldı.

Şok oldu, doktorun kendisinden bahsettiğini anladı. Nur Yüzlüm diye bir çığlık çıktı ağzından yine kimse duymamıştı. Evlilik teklif ederken yapmayı düşündüğü gibi; Nur Yüzlünün önüne diz çöktü. Ellerini salladı, dokunmaya çalıştı, faydasızdı, o ara yavaş, yavaş yerden yukarı doğru yükseldiğini fark etti, nedense gözlerini sedyede yatan bedeninden ayıramadı.

Ağır ağır havaya doğru yükselirken, kendisinin gülümseyen yüz ifadesini gördü, şaşırdı, çünkü; o da kendini mutlu hissediyordu.

Hem Nur yüzlü doktora ne demişti “YAKINIMDI” bir kez daha Nur yüzlü’süne baktı…

Yükseldi, yükseldi, kayboldu…

RA
14.08.2003 04:06

UYARI KONUDA GEÇEN UYGULAMA VE EKLENTİLERİN SİSTEMİNİZLE UYUMLU, GÜNCELLERİNİ BULUP DENEMELİ, KULLANMALISINIZ

Bir Yorum -“8”

  1. Güzel bir hikâye olmuş… Anlaşılan o ki gerçeğe de dayanıyor bi yerleri, dayanmasa da güzel.

Yorumlayın

Lütfen kuralları okumadan yorum yapmayınız.. uyarı

*

Güvenlik <