[xspf]_start(1)[/xspf]

MRM

BİR SAADET

Ne bir kelime konuştuk,

Ne işaret çektik birbirimize,

Fakat gerçektir seviştiğimiz

Vapur kalkıncayadek,

Göz göze gelmekle sade.

Bir saadet gibi hatırlıyorum,

Yasemin kokusu ondan,

Teneffüsü benden,

Bir yaz akşamı,

Kandilli iskelesinde!

Cahit Sıtkı Tarancı

ABBAS

Haydi abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumana,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

(Otuz Beş Yaş)

OTUZ BEŞ YAŞ

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder,

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz;

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile, yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

N’eylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanmadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak.

Taht misâli o musalla taşında.

(Otuz Beş Yaş)

GÜN EKSİLMESİN

PENCEREMDEN

Ne doğan güne hükmüm geçer,

Ne halden anlayan bulunur;

Ah aklımdan ölümüm geçer;

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül Tanrısına der ki:

-Pervam yok verdiğin elemden;

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!

(Bütün Şiirleri)

ÖLÜMDEN SONRA

Öldük, ölümden bir şeyler umarak.

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.

Nasıl hatırlamazsın o türküyü,

Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,

Alıştığımız bir şeydi yaşamak.

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;

Yok bizi arayan, soran kimsemiz.

Öylesine karanlık ki gecemiz,

Ha olmuş ha olmamış penceremiz;

Akarsuda aksimizden eser yok.

(Bütün Şiirleri)

ESMER GÜZELİ YÂRİM

Bu meltemli geceler,

Su sesi, ay ışığı,

Uzayan türküleri

Cırcırböceklerinin,

Bu cümbüş, bu muhabbet,

Bu tatlı uykusuzluk,

Hep senin şerefine,

Esmer güzeli yârim.

YAĞMUR YAĞIYORDU

Yağmur yağıyordu Paris kaldırımlarına;

Seni düşünüyordum penceremde!

(Penceremiz olabilirdi!)

Yağmuru sevmediğin geldi aklıma.

Bulutlar da hatırlamış olacaklar ki

Yağmurda üzüldüğünü,

Sağnak durdu birdenbire;

Güneş açtı.

Yüzün güldü mü bilmem,

İstanbul’daki pencerende.

(Bütün Şiirleri)

HEPSİNDEN BETER

Kimi insan derbeder,

Ömrünü heba edip gider.

Kimisi maişet derdine düşmüş,

Rahattan bîhaber.

Olmayacak işler peşinde,

Kimisi taban teper.

Kimisi dul, kimisi öksüzdür;

Alınyazısı kahreder.

Aklından zoru var kiminin;

Merhamet ister.

Ben sevda çekerim,

Hepsinden beter.

(Otuz Beş Yaş)

KORKTUĞUM ŞEY

Gün çekildi pencerelerden;

Aynalar baştan başa tenha.

Ses gelmez oldu bahçelerden;

Gök kubbesi döndü siyaha.

Sular kesildi çeşmelerden;

Nerden dolacak bu tas nerden,

Nergislerin açtığı yerden

Ey kuş uçurtmayan ejderha?

Ne yârdan geçilir, ne serden;

Korkuyorum bu gecelerden.

Bel bağladığım tepelerden

Gün doğmayabilir bir daha.

(Otuz Beş Yaş)

ROBENSON

Robenson, akıllı Robenson’um,

Ne imreniyorum sana bilsen!

Göstersen adana giden yolu;

Başımı dinlemek istiyorum.

Ben gemi olurum, sen kaptan ol;

Yelken açarız bir sabah vakti.

Güneşte gölgemiz olur deniz.

Yolculuk! derken adamızdayız.

İsterdim tercümanım olasın,

Tanıtasın beni balıklara,

Vahşi kuşlara ve çiçeklere;

Bizdendir diyesin benim için.

Ağaca çıkmasını bilirim,

Tanırım meyvanın olmuşunu;

Taş kırmak da gelir elimizden,

Ateş yakmak da, aş pişirmek de.

Robenson, halden bilir Robenson,

Adan hâlâ batmadıysa eğer,

Alıp götürsen beni oraya,

Deniz yolu kapanmadan evvel!

(Otuz Beş Yaş)

BAHAR HİKÂYESİ

Alıştım her yıl baharı dört gözle beklerim

Kulağım o sabahın kuş cıvıltılarında

Bahar geldi mi her tasaya benden elveda

Ben bütün dallarda açan bütün çiçeklerim

Öyle hesapsız coştuğum olur ki sanırım

Mektepten henüz çıkmışım yaşım tam yirmi bir

Kurduğum düşü gerçek etme gücü bendedir

Ama nerde her bahar şaşmadan aldanırım.

Bir yaşa vardım ki artık kolay kolay kanmam

Geldiğinde söyleyin haberi olsun kuşlar

Andiçtim bu yıl da beni aldatırsa bahar

Yuf olsun bana bir daha yüzüne bakarsam

(Düşten Güzel)

MİSAFİR

Bir gece misafirim olsan yeter,

Dolar odama lavanta kokusu;

Soğur sevincinden sürahide su.

Ay pencerede durup durup güler.

Havva kızlarının en dilberini

Görsün diye aya karşı soyunsan!

Okşasam, öpsem, koklasam bir zaman,

Vücudunun ürperen her yerini.

Teneffüs eder gibi seviştikçe,

Doğacak çocuğum aklıma gelir;

Şiir söylerim saadete dair,

Odama misafir olduğun gece.

(Otuz Beş Yaş)

PORTRE

Seveceğim hatun kişi

Saçı siyah gözü siyah

İllâ ki

esmer olacak

Dişi öylesine dişi

Âşık kolum akşam sabah

Belinde

kemer olacak

Edâsı edâ nâzı nâz

Yolda yordamda bitirmiş

Bir güzel

bizden olacak

Bir ömür boyunca kış yaz

Doymayacağım tek yemiş

Sağ yanakta

ben olacak

(Düşten Güzel)

PAYDOS

Paydos bundan böyle çılgınlıklara;

Sert konuşmaya başladı aynalar.

Yetişir koştum aşkın peşi sıra;

Bitirdi beni bu içki, bu kumar.

Ne saklayayım gaflet ettiğimi?

Elimle batırmışım gençliğimi;

Binip bineceğim en güzel gemi!

Aldığını geri vermez dalgalar.

Meyhaneler, sabahçı kahveleri,

Cümle eş dost, şair, ressam, serseri,

Artık cümbüşte yoksam geceleri,

Sanmayın tarafımdan ihanet var.

Yaş ilerliyor… Artık geçti bizden;

Kişi ev bark edinmeli vakitken,

Gün gelince biz değil miyiz ölen?

Cenazemiz yerde kalmasın dostlar?

(Otuz Beş Yaş)

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

(Otuz Beş Yaş)

BİR SAADET

Ne bir kelime konuştuk,

Ne işaret çektik birbirimize,

Fakat gerçektir seviştiğimiz

Vapur kalkıncayadek,

Göz göze gelmekle sade.

Bir saadet gibi hatırlıyorum,

Yasemin kokusu ondan,

Teneffüsü benden,

Bir yaz akşamı,

Kandilli iskelesinde!

(Otuz Beş Yaş)

TREN

Nereye bu gece vakti,

Güzel tren, garip tren?

Düdüğün pek acı geldi,

Hatıra neler getiren.

Çok mudur mendil sallamam;

Her yolcu az çok âşinam.

Haydi, yolun açık olsun;

Geçtiğin köprüler sağlam,

Tüneller aydınlık olsun.

(Otuz Beş Yaş)

Cahit Sıtkı Tarancı

4 Ekim 1910 Diyarbakır – 13 Ekim 1956 Viyana

Ortaöğrenimini Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde tamamladı. Mülkiye Mektebi’nde okuduktan sonra öğrenim amacıyla

gittiği Paris’ten savaş nedeniyle döndü. Dönüşünde çeşitli kuruluşlarda çevirmenlik yaptı. 1946 CHP Şiir Yarışmasını kazanan

“Otuz Beş Yaş” şiiri ile tanınır. Şiirlerinde doğa güzelliği, yaşama sevinci, yalnızlık ve ölüm temalarını başarıyla işledi.

ŞİİR KİTAPLARI

Ömrümde Sükût (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952), Sonrası (1957), Bütün Şiirleri (Asım Bezirci, 1983)

UYARI KONUDA GEÇEN UYGULAMA VE EKLENTİLERİN SİSTEMİNİZLE UYUMLU, GÜNCELLERİNİ BULUP DENEMELİ, KULLANMALISINIZ

Yorumlayın

Lütfen kuralları okumadan yorum yapmayınız.. uyarı

*

Güvenlik <