
Neylersiniz ki insanların bir kısmı göbeğini kaşır bir kısmı da kıçını… Göbeğini kaşıyanlar, zihinlerde, şişmanlığının yanında, tembel, miskin, yemeyi, içmeyi ve uzun oturmayı seven insanlar izi bırakmışlardır.Kıçını kaşıyanlar ise yumuşak veya sert demeden, buldukları her yere, yastığa, koltuğa, mindere, yere, taşa, başa oturanlar olarak imaj çizerler zihinlerde…
En belirgin özellikleri, yastıklarına ağızlarından su, burunlarından kaşıntıyla sümük akar… Görenleri, “Bu adamın karnı kurtlu galiba” diye düşündürür… Temizliğe gereken özeni gösteremediğinden ve sokağın kedisi evin itiyle, toprağın solucan ve ormanın kirpisiyle oynaştığından kurtlanmıştır.
Kendine benzer birkaç kişiden başka insanla yakın teması olmadığından, kurtlanma illetinden nasıl kurtulacağını bilemez…
Çok kaşınır…
Geldiği yeri beğenmez, kaşınır…
Kendini ille ilerici, modern, toplumun üstünde gösterme kompleksi vardır; ter ter tepinir…
Yerinde duramaz…
Bir gidecek olur, gidemez; geri gelir oturamaz…
Yanındaki arkadaşı bir yere gitse (veya kovulsa) onun da gidesi gelir; ancak aldığı paracıklar tatlı geldiğinden kımıldayamaz…
Kaşınır durur…
Oturduğu yerde yara çıkar adeta…
Suçu kendinden uzakta olanlara atar. Onlara olmadık hakaretlerde bulunur; “eşek” bile demeye getirir…
Beğenmediği değil, kendisi gibi olmayan yöneticileri “Arabistan’a gidin!” diye ülkelerinden kovmaya kalkışır…
Tanıyanların büyük çoğunluğu sevmez; sevmediği gibi onun yönlendirdiği düşünceyi terk ederler, tuttuğu partiye oy vermezler…
Fikir alış-verisinde bulunduğu lider, neredeyse kendi partisinden bile atılmak istenir…
&
Haa… Emin Çölaşan’ı araya giren hatırlılar, Hürriyet’e geri getirmeye çalışıyormuş.
Gelebilir..
Kovulduğu yere tekrar gelebilecek genişlikte bir insansa gelebilir…
Ama asıl okuyucular kovmuştu Emin Çölaşan’ı, durumu kurtarmaya çalışan Ertuğrul Özkök veya gazetenin patronu değil…
On tane olumlu mesaj gönderenin yanında yazdıklarına, tepki gösteren, şikâyet eden, rahatsız olan itiraz eden doksan tane okuyucu vardı…
Nasıl olmaz ki? Ramazan ayında davula çatsın, iftara çatsın; minareden hoparlörle okunan ezana çatsın; İmam-Hatipli deyince başına pıtrak yapışsın; Kur’an Kursu’nun, türbanın adı geçince kusası gelsin…
Düşünebiliyor musunuz; her nasılsa Hürriyet’i okumaya, Hürriyet’i geçtik Emin Çölaşan’ı okumaya kendini ikna eden insanlar bile tahammül edemeyip gazeteye ve yöneticilerine isyanlarını ve itirazlarını yağdırıyorlardı ki, dayanamayıp ‘güle güle’ demişlerdi…
Ama onların gözünde okuyucunun pek önemi yok nasıl olsa…
“Okuyucu bir sürüdür, okuyucu kulağından tutulup istenilen tarafa sürüklenecek bir mahluktur..” nasıl olsa…
Okuyucuyu kim patron olarak tanır ki, kovduğu ve değer vermediği insanlar layığını bulsunlar…
Eğer öyle olsaydı, kıçını kaşıyanlar da, yazı yazmayı sadece dindar ve muhafazakâr kesimi eleştirmek sanan yazarlar da duramazdı yerinde, bidona benzer kafa taşıyanlar da geldikleri gibi giderlerdi…
Dördüncü Kuvvet Medya Arif Bilgin
Yazar R A - AnasayfaKategori Köşe gönderi |
